Victor Stenger: Yeni Ateizm Hakkında Yeni Olan Nedir?

Yeni Ateizm, 2004-2008 yılları arasında, ben de dahil olmak üzere, 6 yazarın en-çok-satan kitaplar serisine genelde hakaret olarak verilen isimdir. O günden beri, kitaplardaki, ateizmi yaymak için yapılan özgür düşünce kuruluşlarındaki ve blogosferdeki yükseliş ile çoklar bu harekete katıldı. Yeni Ateizmin mesajı, dinlere geçmiş yıllarda ateist yazarlar ve özellikle imansız bilim insanları tarafından dinlere karşı sergilenen tutuma kıyasla daha az uzlaşmacı tavır almanın vaktinin geldiğidir, ılımlı dindarlar da dahil olmak üzere.

Amerika Birleşik Devletlerinde, bilim, okullarda evrim ve yaratılış öğretilmesi üzerine muhafazakar Hristiyanlar ile olan savaşta kilitlenmiştir. Bu zamana kadar, seksenli yılların ortalarına kadar uzanan mahkeme kararları bazı eyaletlerin ‘yaratılış bilimi’ ve bunun daha sonraki sürümü olan ‘akıllı tasarımcı’ fikrini Darwinist Evrime alternatif olarak okul müfredatında ima edilmesi girişimlerini engelledi. Bu kararların hepsi de bu girişimlerin din motivasyonlu idüğüne dair tanıklık üzerine ve o yüzden “Kongre, dinin kurulmasına dair bir yasa çıkaramaz” diyen ABD Anayasasının Kuruluş Maddesini ihlal etmesine esaslıydı. Bir sonraki aşama, yaratılışçılığın derslerde ‘akademik özgürlük’ adı altında öğretilmesine izin verilmesi girişimiydi.

Bilim insanlarının %87’si rehbersiz, tamamen doğal süreçlerden ibaret evrimi kabul ederken, toplumun sadece %32’si bunu kabul etmekte. Rehbersiz evrime inanç, Protestanlar ve Katoliklerin ana mezheplerinde genel toplumdaki kadardır, Evanjeliklerin %10’u ve köktendinci Protestanların %19’u evrimin gerçekliğini kabul edip beyanda bulunurken. Bilime olan toplumsal desteği mümkün kadar yüksekte tutmak amacıyla, çoğu bilim yayma kuruluşları, Bilim Eğitimi için Ulusal Merkez (National Center for Science Education) ve Ulusal Bilim Akademisi (National Academy of Sciences) örneğin, ve çoğu profesyönel bilimsel cemiyetler, dinlere yönelik ılımlı yaklaşım sergilemiştir. Bazıları, bilim ve din arasında bir çelişki olmadığını, özellikle evrim ve Hristiyanlık arasında uyum varlığını söyleyecek kadar demeçlerde bulunmuştur.

Ulusal Akademi üyeleri üzerinde yapılan 1998 yılındaki bir ankette, üyelerin sadece %7’si kişisel bir tanrıya inandıklarını beyan etmiştir (Edward J. Larson, ‘Leading Scientists Still Reject God’, Nature 294, #6691). O tür yüksek inançsızlık oranı, üyelerin bilim insanı olmasındandır kesinlikle – ABD’de o tür düşük oranda inançsızlığı fırıncılar veya muhasebeciler arasında bulabileceğinizden şüpheliyim. Yine de, Akademi, bilimin tanrı veya doğaüstü hakkında söyleyecek bir şeyinin olmadığında ısrarcı:

“Bilim, doğal dünyayı anlamanın yoludur. Bilim, doğal dünyayı doğal nedenlerle açıklamaya sınırlıdır. Bilim, doğaüstü hakkında hiçbir şey söyleyemez. Tanrının varlığı veya yokluğu, bilimin tarafsız (nötr) olduğu bir sorudur” (National Academy of Sciences, Teaching about Evolution and the Nature of Science, 1998, p.58).

Bu samimiyetsiz açıklama, delilsizce inanılmaktadır. Harvard, Duke ve Mayo Clinic gibi en saygın enstitüler, duaların tedaviye olan katkısı üzerine dikkatli deneyler gerçekleştirdi. Bu deneyler, [teistik] tanrının varlığı ile alakalıdır. Bu deneyler şimdiye kadar olumsuz sonuç verdi ama vermesi gerekmiyordu. Çoğu teologlar ve kilise adamları Akademinin tutumuna benzer pozisyon aldı. Hayal edin ki eğer delil duanın işe yaradığına dair sonuç vermeye başlarsa ve doğal bir açıklama bulunamazsa onların dönüşümü ne kadar hızlı olurdu? “Görüyorsunuz değil mi? Size söylemiştik. Bilim, tanrının varlığını ispatlıyor” diye neşeyle haykırırlardı.

Rocks of Ages: Science and Religion in the Fullness of Life (Çağların Taşları: Hayat Doluluğunda Bilim ve Din) adlı kitabında, meşhur Paleontolog Stephen Jay Gould bilim ve din arasındaki keşmekeşliği gidermek için iyi-niyetli bir girişimde bulundu. O, bilimin ve dinin “kesişmeyen disiplinler (Non-overlapping Magisteria – NOMA) olarak değerlendirilmesini önerdi. Disiplin, öğretmenin belirli bir çeşidinin uygun anlamlı bir süreç ve karar barındırdığı alandır. Gould’ın önerisinde, bilim, gözlemleri tasvir etmek için geliştirilen teoriler de dahil olmakla empirik aleme sınırlandırılacaktı – din ise nihai anlam ve ahlaki değerler üzerine öğretide bulunacaktı ve böylece bu iki disiplin kesişmeyecekti.

İmanlı ve imansız bilim insanları üzerine okumalarım ve onlarla irtibatlarımdan yola çıkarak, çoğunun Gould’ın önerisi ile tatmin olduğunu görmekteyim. Bu öneri, imanlı bilim insanlarına bilimi Pazar sabahı kilisede bırakmasına ve kilise içinde dinlediklerine bilimi uygulamamaya kolay bir yol verir. Sonra, Pazartesi sabahı tanrının onların denklemine girmediği labaratuvara dönebilirler. NOMA konsepti, sadece meşru bilimin eğitim müfredatında öğretildiği sürece din ile uzlaşı sağlanması ile tatmin olan imansız bilim insanlarına da çekici gelmekte.

Problem şudur ki NOMA, bilim ve dinin kesişimine dair empirik olgulardan söz etmemekte. O kesişim boş küme değildir. 2006 yılında yayımladığı The God Delusion (Tanrı Yanılgısı) adlı kitabında Richard Dawkins, İbrahimi dinlerin bilimsel konulara sürekli karıştığını ortaya koydu (s. 53-61). Başkaları, Gould’ın dini ahlak felsefesi olarak yeniden tanımlamaya çalıştığını not etti. Dinler, nihai anlam ve ahlakla bahsetmekten daha fazlası olmakla sınırlı değil; bilim, onları yapmaktan yasaklanmış değildir. Sonuçta, ahlak, gözlemlenebilir fenomen olan insan davranışını içerir ve bilim, gözlemlenebilir fenomenlerin öğrenimidir.

Teokrasiye Yönelik Gidişat

Eğer dinler aktivitelerini eve, kiliseye, sinagoga veya camiye sınırlamış olsaydı, ateistlerin meşru bir şikayeti olmazdı. Problem şudur ki, din her yerde. Herhangi bir olay  Yeni Ateist tutumunu tetiklemişse, o olay 9/11’dir. Bazı yorumcular bu olayı Amerikanın  Müslüman uluslara zulmü diye algılanan gibi sosyal nedenlerle açıklamaya çalıştı. Ama, Mohammed Atta’nın ekibine verdiği nihai talimatlar, onları uçaklarıyla binalara dalması için motive edenin din idüğüne çok az şüphe bırakmakta.

Yakın tarihte Hristiyanlar miktar olarak [buna] kıyaslanabilir gaddarlıklar yapmadıysa da, tanrıdan gelen emirler adı altında işlenen [gayri]meşru bireysel öldürmeler Hristiyanlarda da bulunabilir. Daha sık rastlanan [benzerlik] ise, Hristiyanların başkalarını kendi inançlarına göre yaşmaya zorlama girişimleridir: toplumsal siyaseti akıl yerine iman üzerine inşa etmek; ve Amerikayı teokrasiye dönüştürmek.

Nixon yönetiminden (1969-74) sonraki on yıllıklarda, Amerikan ticareti ve federal hükümeti, Damon Linker’in Theomuhafazakarlar veya Theoconlar dediği neoconlar (neomuhafazakarlar) ve köktendinci Hristiyanların günahkar ittifakı tarafından oldukça güçlü etkilendi – ve George W. Bush yönetiminde onlar tarafından domine edildi. Zaman zaman Bush yönetimi bilimsel sonuçları yok saydı ve hatta zayıflattı ve önemli kararları ideoloji üzerine aldı. Örneğin, 2004 Mayısında, Gıda ve İlaç Yönetimi B Plan olan ‘ertesi gün’ hapının tezgah üstü satışlarını onaylamayı reddetti, bilimsel danışmanların 23-e 4 tavsiyesini yok sayarak. B Plana olan ana muhalefet, duanın tedavi etme gücünü tavsiye eden ve Premenstrüel Sendrom için kutsal kitap okunması gerektiği reçetesini yazan kadın doğum uzmanı ve jinekolog W. David Hager’dan geldi. Endişeli Bilim İnsanları Birliği, 2004 yılında, Bush yönetimini “bilimin dahil olduğu süreçleri manipüle etmek” suçlaması ile suçladığı “Bush Yönetiminin Bilim İstismarının Araştırılması” adlı rapor yayınladı. Bu rapor, Nobel sahipleri ve öbür seçkin bilginler dahil, 12 000 (on iki bin) bilim insanı tarafından imzalandı ve istismar durumlarının detaylı belgelenmesini içerdi. Ben burada sadece genel bulguları listeleyeceğim:

  • Birçok federal ajanstaki Bush yönetiminin üst düzey atamalarında bilimin bastırıldığına veya istismar edildiğine dair bulgulara dair net-temellendirilmiş örüntüler vardı. Bu adımların insan sağlığı, toplumsal güven ve toplum esenliği üzerine akıbetleri vardı.
  • Yönetimin politik gündemine ters olabilecek tavsiyelerin gün yüzüne çıkmasını engellemek amaçlı, hükümetin bilimsel tavsiye sistemini manipüle etmek için geniş kapsamlı efora dair güçlü belgelendirme vardı.
  • Hükümete bağlı insanlarının hassas konularda neleri dile getirebileceğine veya yazabileceğine dair yönetimin sıklıkla sınırlama uyguladığına dair delil vardı.

Koca bir hükümet bilime neden öyle düşmanlık sergilerdi? Bush, daha önce hiçbir cumhurbaşkanının yapmadığı bir şey olan şey yapmıştı: tüm yönetim kadrosunu tek bir ideoloji mensupları ile doldurdu. Başlangıçta ev eğitimi alan sonra da Hristiyan medreselerinde eğitilen, çoğunun bilimsel düşünmeye aşina olmadığı ve bilimsel düşünmeye oldukça asempatik olduğu [bir kadro ile doldurdu].

İmanın Aptallığı

İman, empirik delilin yokluğunda inanmaktır ve çoğu zaman aksi yönde delilin varlığına rağmen inanmaktır. Yeni Ateistlerin pozisyonu budur ki iman, ekstremist dinci grupların kötü niyetli eylemleri ve çoğu politikacının irrasyonel kararları arkasındaki güçtür. İmana dayalı hareket etmek çoğu zaman akıl ile çelişkide hareket etmek olabilir. Biz Yeni Ateistler öyle yapmanın ahlaksız idüğünü ve topluma zararlı idüğünü öne süreriz.

İşte bu noktada Yeni Ateistler kendilerini din ile uzlaşmayı ve imanlara meydan okumamayı, o imanların net-temellenmiş bilim ile çeliştiği durumlarda bile, tercih eden diğer ateistler ile keşmekeşlikte bulur. Ama, Yeni Ateistler, daha ekstrem eylemleri aklayabilecek ve daha düşük ekstrem ama gene zararlı eylemlere motive edebilecek ılımlı inançlar dahil, o dini inançların arkasındaki irrasyonel düşünmeye meydan okumalıyız diyor. Din ile uzlaşıyı tercih edenlerin bazıları, kendi stratejilerini bilime ve özellikle evrime desteği sürdürmek için bir yol olarak görür. Yeni Ateistler bu amaçları desteklerken, ve dinleri toplumdan yasaklama niyetleri yokken, akılsızlığın tüm formlarıyla savaşmanın uzun vadede daha önemli idüğünü düşünüyoruz. Bilime olan toplum desteği güçlüdür ve birkaç yükseksesli ateistler yüzünden bu desteğin erimesi oldukça düşük ihtimallidir.

Bilime Saldırmak

Söylemeye gerek yoktur ki, Yeni Ateizm, hem imanlılar hem imansızlar tarafından eleştiri yağmuruna maruz kalmıştır. Örneğin, teolog John Haught bilimin ve aklın tüm insani alanlara uygulunması iddiasına karşı çıkar. O, ateist biyokimyacı Jacques Monod’un 1960’lardaki “objektiflik postulatına da karşı çıkar: “’objektif’ bilimsel bilgi ile teyit edilemeyen herhangi bir iddiayı kabul etmek ahlaken yanlıştır.” Haught buna şöyle karşı çıkar: “Bu kuralın kendisi hakkında ne dersiniz? Birileri objektiflik postulatının doğru idüğünü objektifen ispat edebilir mi?” (God and the New Atheism, 2008, s. 5)

Cevap, ‘Evet’tir. Objektiflik postulatının geçerliliği bazı felsefi, tümdengelimsel argüman ile ispatlanmış değildir: bunun geçerliliği metodolojik üstünlüğüne dair empirik delil ile makul şüphenin ötesinde ispatlanmıştır. Ama Haught bilimin de din gibi imana dayalı idüğünü öne sürerek bilimsel metodu kötüler. Bir gözü objektiflik postulatında olmakla o şöyle der: “Kısır döngü olmaksızın, her bir doğru önermenin iman yerine empirik delile dayalı olması gerektiğini gösterebilecek bilimsel deney inşa etme yolu yoktur… Aklın ve bilimin herhangi bir imandan bağımsızca hareketi ile gerçeğe ulaşılabileceği iddiasının kendisi de imani iddiadır” (p.11).  Tersine, ben diyorum ki her bir başarılı bilimsel deney teorilerimizi empirik delile dayandırmanın yararlılığı ile sonuçlanmakta. Önemi olan tek gerçek budur.

Dahası, Haught iman hakkında temellendirilmemiş iddiada bulunur: “Teoloji , imanı, birisinin sadece aklının değil tüm varlığının, daha derin ve bilim ve akıl tarafından algılanabilecek herhangi bir şeyden daha gerçekçi olduğu realitenin başka bir boyutuna taşındığını tecrübe edindiği öz-teslim durumu olarak görür (s. 13).” O, bunun öylesine bir yanılgı olmadığından nasıl emin oluyor. Dini kendinden geçmelik, haplar ya da beynin elektrik ile yapay heyecanlandırılması ile daha güvenli bir şekilde ortaya çıkarılır. Ve o sözde ‘realitenin daha derin boyutu’ bilim ve akıl ile ulaşılamasın?

Haught, Richard Dawkins ve başkalarının dinleri Darwinci evrim ile açıklama önerisinde şöyle karşı çıkar:

“Eğer Darwinci teori dini imana dair münhasıran açıklayıcı olsaydı, bu hakkında şikayet edinmek için [Yeni Ateistlere] çok az sebep olurdu. Din, o takdirde, doğanın beceriksizce yarattıklarından bir tanesi olurdu ve körelmiş organlara kıyasla daha itiraz edilebilir olmazdı. Ama Dawkins için, dini iman her açıdan etik olarak aşağılık bir gelişmedir, böylece, ayıp kör ve ahlaken masum Darwinci mekanizmalara ait görülmemelidir. Dawkins için, evrimin kendisi ahlaksızlık değildir ama sadece farklıdır. Dinlerdeki şer hayat sürecinin uzantısı olmalıdır ve böylece biyolojinin açıklayacağı kapsamdan dışarıdır.” (God and the New Atheism, s.59)

Ama evrim kesinlikle şer üretmekte, doğadaki karşılıksız çilelerin gösterdiği gibi. Öyleyse, evrim neden şer bir din ortaya çıkaramasın? (Evrilmiş olması iyi idüğü anlamına gelmiyor, Dawkins için bile.)

Haught dinlerin şer işlemekte muktedir idüğünü kabul eder. O buna ‘putperestlik’ der ve “putperestliğe panzehir ateizm değil imandır” (s. 76) Fakat imanın kendisi bu şerrin kaynağıdır.

Yeni Ateizme Saldırmak

Yeni Ateizme diğer sözde ateistlerin eleştirileri hakkında fikir vermek gerekirse, ateist filozof Ron Aronson’ın Living Without God (Tanrısız Yaşamak) (2008) adlı kitabındaki görüşlerine bakalım. Aronson, Yeni Ateistleri ve Sekülaristleri tanrıya inanmaya bir alternatif sunmamakla, sadece inanmamayı sunmakla ve dini inancın anlamı dediğine alternatif sunmamakla eleştirir:

Dindar dostlarımız evrenin ve dünyanın anlamlılığına, bunlara ve insan toplumuna ait olmaktaki derin manalarına, bilginin sınırları tarafından engellenmeye yönelik inkarlarına, hayatın gizemleri ve belirsizlikleri karşısındaki özgüvenlerine, kendilerinin ötesinde olan daha büyük güçleri terk etme pahasına ufak şeyler için sorumluluk almaktaki arzularına, doğruyu yanlıştan ayırt ettiklerine dair eminliğine ve belki de hepsinden de üstte olan geleceğe dair umutlarına olan inancını tekrarlarlar… Biz bu inançları temelsiz ve irrasyonel diye reddecek de olsaydık, bunların gücünden büyülenmeliyiz. Ve anlamlılığını kıskanmalıyız. İnanmamak dışında, ne öneriyoruz? Oldukça yaygın dini çevrede büyüdüğünü gördüğümüz çocuklarımıza ve torunlarımıza ne söylemeliyiz?

Yeni Ateistler dini inançları gerçekten de irrasyonel diye reddeder – fakat bunların yerini alması için başka irrasyonel inançlar hayal edecek değiliz! Bir inancın anlamlı olması onu arzulanır yapmıyor. Dini inancınız için öldürmek anlamlı olabilir ama bu hâlâ da [gayrimeşru] öldürmedir.

Sadece dinler cehaletteki gelişmeyi esassız kesinlik olarak görebilir. Ölüm, kayıp, çile ve insanlıkdışılıktan türeyen varoluşsal (existential) sorular dinler tarafından cevaplanmamakta – “bu bir gizemdir” demeyi cevap olarak görmediğiniz sürece. Biz Yeni Ateistler, Aronson’un irrasyonel inançlar setinin sağlıklı olabileceği fikrine de katılmıyoruz. Sevdiği birisini kaybettiğinde dindarların günahkarlık ve yas diye çifte yükümlülüğü vardır, misal için. Ateistin en azından tanrının bunu ona neden yaptığına şaşırması yoktur, öyle cezayı hak edecek ne yaptım diye düşünmesi gerekmez. Tanrının onaylamamasına dair sürekli korku içinde yaşıyorsanız dinler size bir teselli sunmaz.

Fakat, Yeni Ateizmin inanmamak dışında da önerdiği bazı şeyler vardır. Düşünme özgürlüğümüz var – kimsenin batıl inançları bize zorla aşılaması olmaksızın düşünme ve hayatımızı yaşamak yeteneğimiz var. Dahası, bilimin temeli – ve genel olarak özgür düşüncenin temeli – öz ve karşılıklı eleştiriye ve vargılarımızdaki kesinsizliğin naçizane kabulüne dayalıdır. Yine de, tevazunun en iyi örneği olmaktan veya tevazuyu yaymaktan oldukça uzak, dinler, temelsiz kesinlikler ve dogmalarına dayalı özeleştirisiz bağlılığında pervasızca küstahtır. Çocuklarımıza ve torunlarımıza ne söylememiz gerektiği konusunda, onlara neye inanacaklarını söylemiyoruz kesinlikle! Kendileri için düşünmeyi ve onlara uyacak ve sonrasında bize değil onlara ait olacak hayatlarına uyacak rasyonel vargılara varmayı ve onlara güvenmeyi öğretiriz.

Yeni Ateizmin mesajı münhasıran negatif diye dehşet verici şekilde yanlış anlaşıldı. Yine de, her bir negatif yön için daha da büyük pozitif yönümüz var. İrrasyonel iman absürttür ve tehlikelidir, ve ne kadar uzakta olduğuna bakmaksızın insan ırkının bunu arkada bırakacağı güne umutla bakıyoruz. Akıl, pratik ve entelektüel başarısı ile tescil edilmiş asil bir alternatiftir [dine]. Din, insan gelişimi gerçekten mümkün ise hayatta kalamayacak bir entelektüel ve ahlaki hastalıktır. Bilim, insanın evreni ve kendimizi idrak etmemizde bir sınır görmemekte, ve tanrısız yaşam demek, kendi kaderimizin belirleyicisiyiz demektir.

Boşlukların Tanrısı

Yeni Ateizme katılmayan teistlerin hersi bilimin ya da bilimsel yöntemin geçerliliğini sorgulamamakta. Onun yerine, bilimsel delillerin onların inançlarını desteklediğini öne sürer. Onların tüm argümanları “Boşlukların Tanrısı” şeklini alır, şöyle: “Bu [fenomenin] doğal şekilde nasıl cereyan etmiş olabileceğini anlamıyorum. Öyleyse, doğaüstü şekilde olmuş olmalı.” Örneğin, en çok satan kitaplar arasında yer alan kitabı olan The Language of God (2006) genetikçi, insan genetik şifresi projesinin yöneticisi olan ve şu anda ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü başkanı olan Francis Collins evrenin kökeni hakkında şöyle der: “Evrenin kendisini nasıl yaratabileceğini düşünemiyorum. Bir tek uzay ve zaman dışında olan doğaüstü bir güç bunu yapmış olabilir” (s.67).

Buna “cehaletten argüman” da denilir. Collins doğanın kendisini nasıl yaratabileceğini göremiyor olması, böyle olmadığı anlamına gelmez. Kozmologlar, evrenin spontane ve doğal bir şekilde ortaya çıkabileceğine dair birkaç senaryo ortaya koydu. Örneğin, Stephen Hawking ve James Hartle’ın 1983 yılında ortaya koyduğu, iyi-temellendirilmiş fizik bilimi ile tamamen tutarlı olan modelini kullanarak, ben, evrenimizin daha erken bir evren quantum tünellemesi ile ortaya çıktığına dair matematiken detaylandırılmış senaryo geliştirdim. (Bakınız: The Comprehensible Cosmos: Where Do the Laws of Physics Come From?, 2006 ya da “A Scenario for a Natural Origin of Our Universe”, içinde: Philo 9, #2.) Bu tasvir, gerçekte nasıl olduğu gibi olmayabilecekken, evrenin doğal kökenine dair bir makul bir senaryomuzun olması o tür herhangi bir boşlukların tanrısı argümanını çürütmeye yeter. Dahası, eğer evren varlığını hep sürdürdüyse, yaygın teist alay etmesini cevaplamamıza gerek yok: “Bir şeyler nasıl hiçlikten gelebilir?” Gelmedi. Hep vardı. Neden evren hiçlikten gelmiş olması gereksin? Bir şeyler yerine hiçlik neden daha doğal başlangıç-noktası olsun?

Ateizm ve Ahlak

Amerikadaki dini ekstremistler, ateizmin ve sekülarizmin toplumun temellerini imha edeceğini öne sürmeye çalıştılar. Televanjelist Pat Robertson, toplum dinsiz olduğunda “varacağımız sonucun tirani” olacağını söyledi. Muhafazakar yazar Ann Coulter, en çok satanlar listesindeki kitabı olan Godless (2006) kitabında, tanrının önemini anlamakta başarısız olan toplumların köleliğe, soykırıma ve zoofiliye gideceğini söyler. O, aynı zamanda, evrimin toplumda geniş kapsamda kabul edildiğinde ahlakın tamamen terk edileceğini söyler. Nüfuzlu televizyon yorumcusu Bill O’Reilly, “Tanrının hükmü altında” yaşamayan toplumun, “kanunları çiğneyenlerin rahat gezmesinin kabul edileceği” bir “anarşi ve cinayet” toplumu olacağını söyler (Culture Warrior, 2006, s. 19). Britan rahip ve teolog Keith Ward, güçlü imana sahip olmayan toplumların ahlaksız, özgür olmayan ve irrasyonel idüğünü öne sürer. Filozof John D. Caputo, dinsiz ve tanrıyı sevmeyen insanların bir hıyardan farkı olmadığnı söyler ve bununla tanrısızlığın üstün olduğu toplumların sevgisiz, sefil bir yer olacağını deklare etti.

Bu eleştirmenler, önyargılarına uyan fikirler inşa ederek delili yok sayarlar. Çoğunluğun tanrıyı ve dini arkada bıraktığı herhangi miktarda toplum bulunabilir. Kötülüğün yığını olmaktan çok uzakta, bu toplumlar dünyadaki en mutlu, en güvenli ve en başarılı toplumlardır. Örneğin, sosyolog Phil Zuckerman, insanların dini inançları hakkında kapsamlı söyleşiler yaparak Danimarka ve İsveç’te 14 ay geçirdi 2005-2006 yıllarında. O, bulgularını 2008 yılında Society Without God (Tanrısız Topum) adlı kitabında yayınladı. Danimarkalıların ve İsveçlilerin çoğu “günah” konseptine inanmamakta, fakat yine de onların şiddetli cinayet oranı dünyada en küçük olanlardır. Neredeyse kimse kiliseye gitmemekte veya Kutsal Kitap okumamakta. Onlar mutsuz mu? 91 ülke üzerindeki mutluluk anketinde Danimarka birinci sıradaydı! Ve ortalama ömür, okur yazarlık, okula katılım, yaşam standartı, bebek ölümü, çocuk refahı, ekonomik eşitlik, ekonomik rekabet, cinsiyet eşitliği, sağlık, yolsuzluk yokluğu, çevre korunumu, fakir ülkelere bağışlar, cinayet, intihar, işsizlik gibi tüm toplumsal sağlık kriterlerinde tanrısız Danimarka ve İsveç zirveye yakın sırada.

İmanlılar, ahlakın tanrıdan geldiğini ve bunun ahlakı mutlak ve evrensel yaptığını ısrarla söyler. Fakat tanrı teistleri nasıl bilgilendirmekte kendi kuralları hakkında? Çoğu Hristiyan “Kutsal Kitap üzerinden” der. Fakat Eski Ahit, sizi başka tanrıya tapmaya ayartmaya çalışanları öldürmek (Tesniye 13:5-9) gibi veya bir babanın [anne babaya] isyankar oğlunu taşlatması (Tesniye 21:18-21) gibi en dindar Hristiyanların bile ahlaka aykırı olarak göreceği eylemleri yapmamızı emreden ayetler içeriyor. Yeni Ahit daha nazik ise de, ahlaki davranış konusunda bir elkitabı değil o. O [Yeni Ahit], köleliğin devam etmesini örtülü bir şekilde kabullenir ve kadınların boyun eğdirilmesini açıkça kabullenir – bunlar da entelektüel Hristiyanların ve Ateistlerin hemfikren ahlaka aykırı göreceği olaylardır. Yeni Ahit’in İsası da layık bir ahlak örneği değildi.  Kadının İsanın başını yağlamak için kullandığı yağın fakirlere dağıtılmasının daha iyi fikir olacağını söyleyerek karşı çıkan havarilerine İsa “Fakirler her zaman aranızda olacak. Onlara ne zaman isterseniz yardım edebilirsiniz. Fakat ben her zaman aranızda olmayacağım” (Markos 14:3-9) diye yanıt verdi.

Böylece, Hristiyanlar ahlakını nasıl edinmekte? Ateistler ile aynı şekilde. Vicdanlarını sınarlar ve hayatın onlara sunduğu alternatifler arasından seçim yapar. On dokuzuncu yüzyıldaki kölelik meselesi başlıca örnek teşkil eder. ABD’de, güneydeki vaizler ve politikacılar, neredeyse hepsi Hristiyan idi, köleliği gerekçelendirmek için Kutsal Kitabı kullanırken, kuzeydeki kölelik karşıtları, onların da çoğu Hristiyan, Kutsal Kitabı yok saydı ya da daha cana yakın pasajlar buldu ve kendileri için köleliğin ahlaka aykırı idüğü sonucuna vardı.

Özellikle genç insanlar arasında dinden uzaklaşma büyük sayılarda. Not edildiği gibi, ateist ve özgür düşünce grupları Amerikada hızla büyümekte, özellikle de üniversite kampüslerinde. Bu grupların neredeyse hepsi geçmiş yılların ateist pasifizmi yerine Yeni Ateizmin aktivizmine yönelmekte. Yeni Ateistler dünyanın dinsiz olunca daha iyi bir yer olacağına ikna olmuş durumdalar; ve ateizm için gelecek parlak görünmekte.


İnsanlığı din adı verilen zulümden kurtarmak ve teizmden tedavi etmek uğruna mücadeleler veren Victor Stenger, meslek olarak önce Parçacık Fizigi dalında Hawaii Üniversitesi başta olmak üzere bazı üniversitelerde profesörlük yapmıştır. Daha sonra Felsefe dalında Coloroda Üniversitesinde Yardımcı Profesör olarak çalışmıştır. Yeni Ateizm hareketinin en aktif önderlerinden olan Victor Stenger, “The New Atheism: Taking Stand for Science and Reason”, “God: The Failed Hypothesis” adlı kitapları başta olmak üzere; müfredatta Yaratılış masalının anlatılması kampanyalarına karşı verdiği mücadeleler, William Lane Craig gibi neoteistlere karşı münazaraları ile din zulmüne karşı birçok çalışma ortaya koymuştur.


Philosophynow adlı derginin 78. sayısından alındı. Makalenin İngilizce adı: What is New about New Atheism


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın