Her sakallıyı babanız saymadığınız gibi, adlarına “analitik” ve “felsefe” ibarelerini ekleyenleri de kayfe muhabbetinden farklı saymayın. Öncül “analitik” “felsefe” dergisinin “Ateistlerin Pek Çoğunun İnandığı 10 Mit” adlı yazısı yaygın hale geldi. Örneğin, Google’da böyle arama yapsanız birçok site bu yazıyı paylaşmıyş, veya ben bu yazıyı yazarken ilgili yazı 3804 kez okunmuş Öncül’ün web sitesinde ama iligli yazıdan 10 ay önce paylaşılmış Wittgenstein üzerine olan bir yazı 1480 kez okunmuş.Sözü geçen 10 mit, ateistlerin pek çoğunun inandığı 10 mit değil, Öncül dergisinin ateistlere dair inandığı 10 mittir.
Yazının yaygın olmasını anlamak kolay: Kendisinin “ateist” idüğünü söyleyip “ateistleri” eleştiren bir felsefe öğrencisi Analitik Felsefe ünvanlı dergide yazmış sonuçta bu yazıyı. Ateizm karşıtlarının propoganda savaşları için güzel bir eser bu (yazarın kendisi veya dergi bu amaçla mı yayınladı bilinmez, bir önemi de yok). Bu yazının böyle itibar görmesinin sebebini buna bağlıyorum, zira böyle olmasa bu hataların fark edilmeden kalacağına sıfır ihtimal veririm. “Ateistlerin pek çoğunun inandığı 10 mit” adlı bu yazı korkutucu derecede hatalı – hem olgusal olarak hem akıl yürütme açısından. 1-i hariç hepsi en az iki bariz hataya dayanır.
1. “ATEİSTLER, X’TİR”
Öncül dergisi bu iddiasında 3 açıdan hatalıdır:
1’incisi, “Ateistler X-tirdeki X özelliği olumlu olsun veya olumsuz olsun, bu genelleme teistler arasında daha yaygındır.
2’incisi, “Ateistler X-tir” mitindeki X olumlu olsun veya olumsuz olsun, ateistler arasında yaygın değildir.
3’üncüsü, böyle bir mit ateistler arasında yaygın ise bile bu durumu ateistlerin pek çoğunun inandığı mit olarak lanse etmek hatalıdır çünkü bu kanaat ateistlere özgü değil, herkese özgüdür burada göstereceğimiz gibi.
Dergi’nin söz ettiği “olumlu/iyi” genellemeler ile başlayalım öncelikle.
Dawkins ve diğerlerinin önderlik ettiği “Yeni Ateizm“e yeni denilmesinin nedeni – dinler karşısında açıkça kouşmalarından ötürüdür. Yeni Ateizm diye isim veren Gazeteci Gary Wolf zaten bunların dinlere saygısızlığıyla, bildikleri ateistlerden ayrıldığı için bu adı verdiğini söyler. Günümüz anlamındaki Yeni Ateizmin miladı olarak görülen Sam Harrisin ilk kitabı “The end of faith” kitabını yayınladığında Sam Harris’e gelen tepkiler neydi? “biz ateistleri daha saygılı, sevimli, toleranslı” vs vs bilirdik diye tepkiler aldı Sam Harris. “Mahşerin 4 atlısı” adıyla bilinen toplantıyı da izlerseniz bu 4-lünün konuştuğu ilk konu da kendilerine saygısız, dine karşı kaba denilmesi oldu. Yeni veya Militan ateizm demelerinin sebebi de bu zaten: ateistleri her şeye suskun bilirlerdi din karşısında, gerçekleri açık konuşanlar çıkınca militan dediler. “Ateistler ruhlara inanmaz/inanmamalı”, “ateistler, bilimselcidir”, “ateistler, metafiziği reddeder/reddetmelidir” gibi ve “ateistler komünisttir” gibi “Ateistler X’tir” mitine örnek teşkil eden pek çok dindar var. Bunca örnek varken bu yazıda bu husus sadece ateistlere özgü imiş gibi bir hava, bir atmosfer teşkil edilmekte.
2’inci hususa gelelim: Ateistleri olumlu veya olumsuz anlamda genelleyerek görmek, ateistler arasında yaygın bir şey idüğüne karşı çıkıyorum ve bu bariz belli bir şey. Örneğin, komünist rejimlerin başarısızlıklarını ateistlere isnad ederek eleştiri yapan her çalışmanın altında ateistlerin “biz ateistlerin kutsal kitabı yok ortak doktrini yok” vs diye onlara karşı çıktığını ve laf anlatamadıklarını görmek mümkün.
Şimdi de 3’üncü açıya gelelim ki en önemlisi budur çünkü 2’inci açıda dediklerimde haksız olsaydım bile gene Öncül dergisi burada hatalıdır. Bu 3’üncü hususu aklınızda tutun çünkü diğer iddialarda da buna atıfta bulunacağız çünkü bu hata çok işlenmekte Öncülün eleştirilerde: Bir özelliği bir gruba dair diye lanse etmek için, o şey genel olarak bahsi geçen gruba özgü olmalı ve ondan dışarıda rastlanmamalı veya en azından pek nadir rastlanır olmalıdır. Örneğin, “Amerikan kültürüne özgü 10 özellik” diye bir çalışma yapıp “Amerikalılar kıyafet giyer” dersem bu Amerika kültürüne özgü olarak görülmez çünkü zaten kıyafet giymek yaygın her kültürde fakat Sentinel kültüründen bahsederken “Sentinelliler kıyafet giymezler”dersek buna itiraz edilmez çünkü çok çıplaklık bu kültürlerden dışarıda pek yaygın değil, nadir rastlanır veya hiç rastlanmaz. İşte, bir şeyi ateistlerin pek çoğunun inandığı mit olarak lanse etmek için ilgili mit ateistler arasında yaygın olup diğer gruplarda rastlanmayan veya az rastlanan olmalıdır. “
Ateistler X-tir” miti ateistler arasında yaygın olsaydı bile gene “ateistlerin inandığı mit” olarak lanse edilemez dolayısıyla, çünkü ilk hususta gösterdiğim gibi, bu mit teistler arasında gayet yaygındır. Dolayısıyla, Öncül dergisi bu iddiasında oldukça hatalıdır. Bu yazı devamında “Öncül’ün teistik yanılgısı” dediğim her durumda bu açıklama gelsin aklınıza.
2. “İsanın yaşadığına kanıt yoktur”
Öncül’ün bu iddiası da oldukça hatalı ve 3 aşamada anlatılabilir bu.
Öncelikle not etmek isterim ki, ister Türkiye ateistleri arasında ister genel dünya ateistleri olarak bakın, ne İsanın mitliği ne de Muhammetin mitliği yaygın bir şeydir, gözlemlediğim kadarıyla. Ama hayal edelim gözlemim eksik ve Öncül’ün dediğiyle örtüşür istatistikler.
Öncül yazısı şöyle devam etmekte: “ İsa’nın varlığına inanmak için doğum sertifikası, video kaydı vb. isteyen kişiler görebiliyoruz.” Video kaydı talebine dair bir numune örnek gösterilse iyi olurdu. Doğum kaydı talebine gelirsek, profesyönel tarih uzmanları arasında olan bir husus bu. İsa mittir iddiasına karşı çıkmasıyla ünlü, Hristiyan teolojisi ve Tarih uzmanı Bart Ehrman, Jesus: Apocalyptic Prophet of the new millenium adlı kitabının 4.bölümünün ilk altbaşlığında şöyle der:
İsa’nın zamanındaki pagan yazarlar İsa hakkında ne diyor peki? Hiçbir şey. Ne kadar tuhaf görünse de, çağdaşı pagan yazarlarının hiçbirisinde İsa hakkında hiç bir şey yok. Doğum kayıtları yok, yargılanma kayıtları yok, ölüm sertifikası yok;
Bart Ehrman gibi hristiyan teolojisinde uzman bir tarih uzmanı doğum ve ölüm sertifikası isteyebildiğine göre, Öncül’ün mit dediği bu eleştiri, tarih uzmanları arasında da varmış, ateistlere özgü bir mit(!) veya kusur değil (eğer bu talep bir kusur veya mit(!) ise de). Bart Erman’a hak verirsiniz vermezsiniz, mesele o değil. Mesele: İsa’nın ölümüne veya doğumuna sertifika istemek talebi, Öncül’ün lanse ettiği gibi “ateistlerin pek çoğuna” özgü bir mit değildir – Bart Ehrman örneğini bunun için verdim. Gördüğünüz gibi, Öncülün teistik yanılgısı mevcut burada da.
Kaldı ki, İsa’nın tarihselliğine dair kayıt taleplerinde meseleyi basitleştirerek saman adam safsatası da yapmakta Öncül dergisi. Kayıtlardan bahsedilirken ne kastedilmekte? DÖNEMİN, CANLI ÇAĞDAŞLARININ KAYITLARI. Ne demek bu? İsanın yaşadığı iddia edilen dönemde, İsanın içinde rol aldığı iddia edilen ve kaydı tutulan olaylarda İsa’ya dair tek bir ibare yok. Örneğin:
- Hristiyan incillerine göre, İsa, dönemin Musevi cemaatleri ve önderleri ile sürekli teolojik tartışmalara girmiştir. Yahudilerin bu tür teolojik tartışmaları Talmud, Sanhedrin ve Mişnah gibi bir sürü farklı, fıkıha benzetebileceğimiz kayıtlar ile kayıtları yürütülegelen bir şeydir, İsadan 500 yıl öncesinde bile kayıtlar tutulurdu. Ve tahmin edin İsa’ya dair tek bir kayıt var mı İsanın yaşadığı dönemdeki kayıtlarda? Yok. Dahası, İsanın Aramice ve İbranice adı olan Yeşua veya Yeşu isimli (not: İusus denilen Yunanca isimle kayıtlara geçmiş bu şahsın Aramice ve İbranice adı bilinmeyip, üzerinde ihtilaflar vardır) kayıtlar da var milattan önceki 1. ve miladımızın 2. Yüzyılının kayıtlarında, “Büyücü Yeşu” adında Musevileri dinden çıkaran birisinin de kaydı var ama çarmıha gerilerek öldürülmüş, Musevi önderlerin talebi doğrultusunda idam edilmiş bir mürted’e dair kayıt yok. Burada hristiyan apolojistler her türlü öne sürüyor “o tartışmalarda Musevilerin haksız idüğünü görmekteyiz incillerde, o yüzden isa hakkında yazmadılar” gibi. Bu tür savunmalar doğrudur yanlıştır, mesleemiz o değil – buradaki dikkatinizi çektiğim husus, argümanın aslı ve Öncül’ün saman adam safsatası.
- Hristiyan incillerinden Matta incilinde, İsa’nın doğumundan sonraki 3’üncü günde Yahudiye kralı Kral Herod’un bebek katliamı yaptırdığı söylenir. Kral Herod’un hükmüne dair her şeyin kaydı var devlet kayıtları olarak ve bu kayıtları yürüten, Herodun dostu Şamlı Nikolaos ve onun kardeşi Ptolemy adlı devlet katibi ve yargıçtır. Şamlı Nikolaos ve kardeşi Ptolemi, Herodun yaptığı zulümleri, verdiği cezaları, yaptığı yağmaları, verdiği ödülleri, dağıttığı sadakaları vs vs. her şeyi tek tek anlatır. Tahmin ettiğiniz gibi, Hristiyan incillerinde iddia edilen bebek katliamına dair ne bu devlet kayıtlarında ne de başka kaynaklarda tek bir kayıt var. Dikkatinizi çekeyim, Katolik kilisesi bu sözde maktülleri “ilk şehitler” olarak anar ve her yılın 28 aralığında onlar için kutsal anma günü düzenler.
Aynı kitaptan Bart Ehrman’ın demeci ile toparlayam meseleyi: “Dönemi, 1inci yüzyılın sonuna kadar genişletsek bile Yahudi ve Hristiyan kaynakları dışında İsa’ya dair hiç bir iz yok“. İşte, İsa’ya dair “kanıt” talep edenlerin talep ettiği kayıt budur: Kaydı yürütülmüş olaylar var elimizde, devlet kayıtları var, İncillerde anlatılan İsa’ da o olaylar içinde rol almış sözde fakat rol aldığı iddia edilen olayların kayıtlarında İsa’ya dair hiç bir şey yok. Ve Öncül’ün yanlış anladığını düşündüğüm ya da aşırı basitleştirmeyle saman adam safsatası yaptığı argüman da tam budur.
Aynı başlığın devamında Öncül, “internette gördüğümüz ateistlerin kaale aldığı tarihçilerin çoğunun kendini eğitmiş amatör tarihçiler” idüğünü iddia etmekte. Mitik İsa iddiasını benimseyen, Mitik İsa ekolü üzerine argümanları geliştiren profesyönel veya uzman tarihçiler vardır: Bart Ehrman Mitik İsa ekolünden değildir fakat üstte yaptığım alıntı bir örnektir, Earl Doherty, Richard Carrier gibi bir çok tarih uzmanları vardır Mitik İsa ekolünün taraftarı olarak. Dahası, bu yayın devamında diğer hususları konuşurken göreceğiniz gibi hem Öncül’ün kendisinin de böyle amatör tarihçilere başvurmuşluğu var hem de amatör tarihçilere de başvurmak ofsayt değildir. Toparlamak gerekirse, Mitik İsa iddiaları tamamen tarih eksenin gelişmiştir Aydınlanma çağında, ateizmden bağımsızdır fakat bağımlı dersek bile Öncül’ün iddiaları tamamen yanlıştır görüldüğü gibi.
Ama problem burada da bitmemekte. Öncül yazısı şöyle devam eder: “İddiaların Türkiye’deki cazibesini anlamak zor değil. Eğer İsa var olmamışsa, İsa’nın varlığını varsayıyormuş gibi görünen İslam da otomatik olarak yanlışlanmış olur. Dolayısıyla İsa yaşamamışsa bu Türkiye ateistlerinin eline İslam’a karşı çok güçlü bir koz verir.”
Tarihselliğin islamcılar önünde koz olacağını hayal etmesi, en basit ifadeyle islam cehaletidir – İslam aynı zamanda İsa’nın çarmıha gerildiğine dair raporları inkar eder oysa İsa’nın tarihselliği üzerine çalışmalarda İsa’nın tarihselliğine dair en sağlam tarihsel kanıt, İsa’nın çarmıhta öldüğüdür. Bu da demek, Eğer tarihselliğin islama karşı bir koz olacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü tarih ile islam zaten çelişkide fakat kimse bunu kozdan saymamakta. Dolayısıyla, Öncül’ün “İsa mittir iddiası gerçek olsa islama karşı elimize güçlü koz geçerdi” demesi, çok saflıktır çünkü gördüğümüz gibi islam tarihsel konsensüsle çeliştiğinde bile islamcıların umursayacağı yok. 1000 yıldan fazladır geleneksel İslam anlayışı İsa’nın çarmıhta gerilmediğine inandı bi şekilde: Kimileri dedi çarmıh meselesi tamamen uydurmadır, kimileri dedi İsa yerine Sergius diye başka biri çivilendi kimileri dedi İsaya ihanet eden Judas çivilendi. Tarih ile çelişkiyi gidermek için, bir grup ise Qadiani teorisini geliştirdi. O teoriye göre İsa çarmıha gerildi fakat bayıldı, ölmedi. Bunları anlatma sebebim, ne birileri islamı zayıflatmak için bu iddiaları öne sürmekte ne de tarihsel gerçekliği islam taraftarları umursamakta. Bu da bize şunu gösteriyor: “doğru olsa elimize islama karşı koz geçerdi” denilmesi, İslam’a dair cehaletin manifestosudur.
3. “Galileo ve Bruno olayları, din-bilim çatışmasının sağlam örnekleridir”
Öncül burada da çifte standart yapmakta. Hristiyanlığı bilim karşıtlığıyla suçlayan müslümanlar da bu örneği çok kullanırdı, örneğin, “Harikalar diyarı” adlı nurcu bir kitapta vardı bu. Veya baya güncel bir örnek, twitter’de rastgele birisinin Yeditepe üniversitesini kınamak için yazdığı: https://twitter.com/sametkoroglu35/status/1536809659079827458
Bilim tarihiyle yakından ilgilenmeyen herkesin yanlış bildiği bir husus bu Galileo ve Bruno olayları, bu yanılgı ateistlerle sınırlı değil. Öncül burada da ateistler kaynaklı olmayan, ateizme özgü olmayan bir yanılgıyı ateistlere özgü imiş gibi lanse etmekte.
Ama asıl mesele o değil ve çifte standart bundan ibaret değil. Asıl mesele, Galileo olayında özellikle, din-bilim çatışması değil, dini kullanarak bu tür despotizmlara ulaşabildikleri ve bu tür despotizm yaşandığına delil olarak Galileo olayını gösterirler. Yazısında Berat, Galileo olayının politik gerekçelerle olduğunu belirtir fakat şimdi “çifte standart bundan ibaret değil” dediğim husus giriyor devreye:
Stalin’in veya Mao’nun yaptıklarını ateizme mal eden bir çok teist var, hatta Hitleri bile ateist lanse etmeye çalışırlar. Stalin ve Mao olayı da mevcut devlet-yönetim mekanizmamızdan ve toplumsal sözleşmemizden kaynaklanır, üstten gelen emirlere özellikle o dönemde itiraz etme şansı yoktu insanların fakat gene de teistler bunun ateizme mal eder. Çünkü, onlara göre, “ateistlerin icra ettiği siyasette” gerçekleşmiştir bu olay. O siyaset ateistlerin siyaseti değildi fakat mesele şu: Galileo olayı da dini otoritenin siyasetiydi. Şimdi, ikisi arasındaki farka gelelim: Biz ateistler, veya o dönemdeki ateistler, ateizmimiz gereği Mao’ya veya Stalin’e biat etmek zorunda değiliz, ateizm’in lideri/papası/halifesi vs değil Mao veya Stalin fakat Papa’ya biat edenler teizmi (teolojisi) gereği biat etmekteydiler. Dolayısıyla, ister Galileo olayı, ister IŞİD katliamları, ister haçlı seferler ister diğer din katliamlarında suçu teizme atmak zorunluluktur çünkü onlar bunu teolojisi gereği yapmaktadır fakat Mao ve Stalin olayında ateizme suç atmak yanlıştır, onun da nedeni dediğim gibi: Stalin veya Mao’ya biat edenler ateoloji gereği biat etmemekteydiler, devlet yapısı gereği etmekteydi ama Papa’ya vs itaat edenler teoloji gereği eder (not: Örneğin, Katolojik teolojisinde Papa İsa’nın ve Tanrının yerdeki vekilidir, yanılmazdır).
4. Orta çağ, bilim ve düşünce açısından karanlık bir çağdı.”
Öncül’ün bu iddiası da 3 açıdan hatalı: Birincisi, aktarım açısından. Ya gerekli tarih bilgisine sahip değiller, ya da Türkçeye yanlış çevirilmiş kaynaktan okudular bu iddiayı. “Orta Çağ”dan söz edilmiyor “bilim ve düşünce açısından karanlıktı” denildiğinde – KARANLIK ÇAĞdan bahsedilir. Karanlık çağ, orta çağın ilk yarısına denilir diyebiliriz (o kadar süreyi kapsar), bu isimlendirmeyi yapan 1200lerdeki bir KATOLİK PAPAzDIR ve böyle denilmesinin sebebi gerçekten de “karanlık” olmasıdır: o döneme dair tarihi kayıtlar yok denilecek kadar azdır. Dahası, “karanlık çağ denilen dönemden söz edilmiyor” denilcekse bile, ateistlerin öyle bir miti yok ki: Bir önceki iddialarında “ateistlerin pek çoğu Bruno ve Galileo olayını dine karşı kullanır” diyor Öncül, sonra aynı çoğunluktaki ateistlerin Orta Çağı bilim açısından geri kalmış olarak görmesinden nasıl bahsedebilir? Bunların varlığını bilen ateist zaten o dönemi bilim ilerlemesi açısından geri kalmış bir çağ olarak görmez, toplumsal yapıyı gerici olarak görür en fazla. Yani, Öncül burada önce basit tarihsel hata yapmakta sonra da saman adam safsatası yapmakta.
Dahası, Öncül burada da Öncül’ün teistik yanılgısını yapmakta. Ateistler değil, tarih ve bilim tarihi ile yakından ilgilenmeyen herkesin yanlış bildiği bir olay bu. Öncül’ün kendi yazısında ve hatta aynı başlıkta bile bariz belli bir şey bu çifte standart. Yazıda Öncül şöyle der:
“Bilim felsefesinde çok büyük bir yere sahip Pierre Duhem, istatistik ve klasik mekanik tarihini araştırırken Galileo, Newton ve Bernoulli gibi bilim insanlarının eserlerini okuyor ve gördükleri karşısında şaşkınlığa uğruyor. Neden? Çünkü bu bilim insanları eserlerinde daha erken akademisyenlere, Karanlık Çağ denen devirdekilere, atıfta bulunuyor. Daha sonra Duhem, daha önce tarihçilerin yapmadığı bir şeyi yapıp Roger Bacon, Jean Buridan ve Nicholas Oresme gibi Orta Çağ fizikçilerinin eserlerini okuyup aslında Orta Çağ biliminin seviyesinin düşünülenden çok daha gelişmiş olduğunu fark ediyor.”
Öncül’ün burada dediği gibi, Pierre Duhem gibi bilim felsefecisinin dahi yanlış bildiği ve sonradan öğrendiği bir yanılgıyı, “ateistlerin pek çoğunun yanlış bildiği mit” olarak lanse etmek ne kadar doğru? Ve ilk aşamada dediğim gibi, bu isimlendirmeyi yapan bir katolik papaz idi yani ateistlere özgü mit değil bu. Hele mit veya hata hiç değil.
Pierre Duhem’in kendisi bundan 100 yıl önce ölmüş birisidir, günümüz için örnek vermek doğru değil diyebilirsiniz ki kısmen katılıyorum bu itiraza ama anlatmak istediğim konuşmamın başında dediğim gibi: Pierre Duhem gibi bilim tarihiyle veya en azından genel tarih ile oldukça yakından ilgilenmediğiniz sürece, fark etmeyeceğiniz bir yanılgıdır bu – haliyle, “ateistlerin pek çoğunun inandığı mit” diye ateistlere özgü bir durummuş gibi lanse etmek, yanıltıcıdır (misleading). Sanki ateistler hariç herkes bu gerçeği farketmiş de, geriye bir tek ateistler kalmış.
5. “Orta çağda dönemin bilginleri dünyanın düz idüğüne inanırdı.”
Öncelikle, “dönemin bilginleri” değil, aksine, sıradan halkın arasında dünyanın düz olarak bilindiği iddia edilir. Bilginler hakkında konuşulursa, bu iddiayı dile getiren ateistler zaten bilirler bilginlerin milattan önce de dünyanın yuvarlak idüğünü keşfettiğini. Zaten eleştiri de ona dayanır: “Antik Mısırda bilginler dünyanın çevresine kadar hesapladı (binde 1 hata ile) fakat Katolik kilisesi 1992 yılına kadar dünyanın yuvarlak, veya geoit, idüğünü kabul etmedi ve ancak 1992’de kabul etti” derler. Öncül burada ateistlere strawman yapmakta.
Dahası, bu iddia da ateistlere özgü değildir. Sosyal medyada dolaşan bir meme’den örnek vereyim: “Nilüfer, 1962’de dünya dönüyor diye şarkı yayınladı, Katolik kilisesi dünyanın döndüğünü 1992’de kabul etti.” Diye mizah sayfalarında rastlayabilirsiniz. Burada da Öncül’ün teistik yanılgısı mevcut.
Öncül yazısında şöyle der:
“Orta Çağ’da Dünya’nın yuvarlaklığını kabul etmeyen neredeyse hiçbir Hıristiyan bilgin yoktu ve hatta dönemin bilginleri Dünya’nın yaklaşık çevresini bile biliyorlardı”
ve bunu Ronald Numbers’tan alıntı yaparak söyler fakat az önce de dediğim gibi, Ronald Numbers da Öncül de Katolik kilisesinden haberleri yok gibi: 31 Ekim 1992’de Katolik kilisesi dünyanın döndüğünü kabul etti. Tabii ki de Öncül ve Ronald Numbers dünyanın yuvarlaklığından bahsediyor ve Katolik kilise dünyanın döndüğünü 30 sene önce kabul etti, fakat, şunu da unutmamak gerekir ki, dünyaynın güneş etrafında dönmesi iddiası da düz dünya gibi sistemlerin reddedegeldiği bir husustur. Öncül burada geoit dünya ve Kopernikan prensiplerin inkar edilmesini dinden bağımsız gibi lanse etmeye çalışmakta ve bununla da kalmayıp ateistlere saman adam safsatası yapmakta.
6. “Savaşların büyük çoğunluğu din adına çıkmıştır.”
Bu mit üzerine olan çok daha kapsamlı akademik derlemeyi şu yazımızdan okuyabilirsiniz: Neoteist mitler 1| Savaşlar, din ve Yeni Ateizm
Öncül burada da ya meseleyi yanlış anlamakta veya strawman yapmakta. Öncelikle, “savaşların büyük çoğunluğu din adına çıkmıştır” diye iddia etmiyor Yeni Ateistler – “kitleler savaşlara dinler üzerinden yönlendirildi” anlamında iddiaları var ve bu iddia tarihsel ve akademik bir tespittir, birazdan göreceğimiz gibi. öncelikle Yeni Ateistlerin iddiaları alıntılayalım. 2004 New York şehri Norton matbası basımlı “
The end of faith” adlı kitabının 12.sayfasında Harris şöyle der:
“Tarihe veya gazete sayfalarına atılan bakış, insanları daha sonra katliamda birleştiren ayrımcı ideolojilerin genellikle din kökenli idüğünü gösterir.”
Harris’in dediğine dikkat edin: “o katliamlar din yüzünden yapıldı” demiyor, “katliam ile sonuçlanan ideolojilerin çoğu din kaynaklıdır” diyor. Birazdan bu iddiayı bizzat Öncülün aynı başlıkta itimat ettiği ansiklopedi ile de destekleyeceğiz.
Veya Stenger, 2009 yılında kaleme aldığı “The New Atheism taking stand for science and reason” adlı kitabında şöyle der:
“Din’e karşı en iyi pozisyon, dinlerin, dünyanın gördüğü en korkunç kötülüklerin büyük kaynağı olmasıdır.”
Harris gibi, Stenger de yıkımlar’ın menşesi olmakla suçlar dinleri.
2006 yayınlı, Dawkins’ın kendisinin seslendirdiği ve medyada “Tanrı yanılgısı” kitabının görselleştirilmesi olarak lanse edilen “Tüm kötülüklerin kökeni” adlı belgeselin daha 2’inci cümlesinde Dawkins İran, Irak savaşları gibi savaşları örnek göstererek “elbette politika [da] etkilidir [savaşların ortaya çıkmasında]” diyor. Jerry Coyne gibi başka da yeni ateistlerin böyle demeçlerini bulmak mümkün, Yeni Ateizmin 4 atlısından olan Christopher Hitchens’ın “Tanrı iyi değildir: Dinler her şeyi nasıl zehirler” adlı kitabının “Dinler öldürür” adlı bölümünda bile “savaşların büyük çoğunluğu din yüzünden” demez, kimse de “savaşların büyük çoğunluğu din nedenliydi” demez – dinler ile insanların yönlendirildiği söylenir ve şimdi gelelim bu tespitte bulunan tarihsel ve akademik çalışmalara.
Öncül’ün “savaşların sadece %7’si din kaynaklıdır” diye alıntı yaptığı Encyclopedia of Wars adlı ansiklopedi’nin daha Introduction (giriş) sayfası şöyle der:
“Savaşlar her zaman ve bugün de bölgesel ihtilaflardan, askeri rekabetlerden, etnik çatışmalardan ve ticari ve ekonomik avantajlar için yarışmaktan kaynaklanmakta ve her zaman ve bugün gurura, önyargıya, cebire, kıskançlığa, rekabetçiliğe ve haksızlık anlayışına dayanır. Fakat 17’inci yüzyıldan öncesine kadar dünyanın çoğunda, savaş için olan bu “sebepler”, en azından savaşan taraflar tarafından, din ile açıklanmış ve aklanmıştır (gerekçelendirilmiştir).”
Görüldüğü gibi, Öncülün itimat ettiği bu ansiklopedi, Yeni Ateistlerin ilgili iddiasını desteklemektedir ve insanların savaşlara din üzerinden manipüle edildiği bir iddia bile değil, tarihsel tespittir.
“İsa mittir” başlığında Öncül dergisi bir grup ateisti “çoğunun amatör tarihçi olduğu bir alanı takip etmek” ile ayıplamaktaydı. Bu encyclopedia of wars denilen ansiklopediyi derleyen ve editörlüğünü yapan isimlerin ikisi de tarih alanında uzman değil. Bu ansiklopedide savaşlara “din kaynaklı” diye tanı koyanlar arasında tarihçiler var fakat tarih alanında uzman olmayanlar da var.
Veya, “The Encyclopedia of Global Warfare and Civilization” adlı savaşlar üzerine olan Ansiklopedinin “The Age of Wars of Religions” adlı bölümünün Önsöz bölümünde şöyle denilir:
“Pagan Romasında yaşayan Latin Hristiyanlar tanrının hakkı ve Sezarın hakkını ayırt ederdi fakat Sezarlar hristiyan olduktan sonra bu rahatsız edici konsepti yeniden değerlendirdiler. 5’inci yüzyıldan itibaren, Latin Kilisesi, tanrı tarafından insana “İki Kılıç” verildiği Doktrinini benimseyegeldi, birisi seküler birisi dini, birisi imparatora birisi papaya. Sonraki 1000 sene boyunca Latin Hristiyanlar, Tanrının ve yerdeki kutsanmış kilisesinin adil amaçları dışında bir savaş olabileceğini tasavvur dahi edemiyordu.“
Caroline Üniversitesi Sosyoloji Departmanından Profesör John R. Hall, “Din ve Şiddet: Mukayeseli Perspektifte Sosyal Süreçler” adlı makalesi de Yeni Ateistlerin bu iddiasını tarihsel açıdan destekler diyebiliriz. Hall şöyle der (vurgular bana ait):
“Dinlerin bir çoğu belirli koşullarda şiddeti meşrulaştırmış, başka bazıları bu sürece yakalanmıştır. Kadim dünyada, Zerdüştlük ilk savaş/kavga mitlerini iyi ile kötü arasındaki ebedi apokaliptik/kıyametimsi mücadele teolojisine dönüştürmüş (Cohn 1993:114) ve antik Musevilik savaş koşulları altında bir federasyon kurmuştur (Schluchter: 185, 200). İlk Hıristiyanlığın şehitleri, Ortaçağ Roma kilisesinin haçlı savaşları ve Engizisyonu vardı. İslam’a gelince; yönetim ile din arasındaki yaygın ilişki — reformasyonun yakıt tankı olarak cihad ilkesiyle birlikte– politikaya kalıcı bir şiddet potansiyeli aşılamıştır.“
İnsanların din ile savaşa yönlendirildiği tarihsel bir gerçektir – ateistlerin yanılgıya düştüğü bir şey değildir, hele mit hiç değildir. Bu iddia mit olsa bile bu mit, “ateistlerin” pek çoğunun inandığı değil, profesyönel ve uzman sosyologlar ve tarihçilerin pek çoğunun inandığı mit olurdu. Özellikle din sosyolojisi çalışmalarında rastlayacağınız bu tür tespitler, Yeni Ateistlerin iddialarını akademik olarak doğrular, onaylar ve tescil eder: Savaşlar’ın çoğu dinler sayesinde gerçekleştirilmiştir!
7. “Ateizm metafiziğe karşıdır.”
Bu hususta Öncül’e çoğunlukla katılırım fakat bazı not edilmeli şeyler var: İlk mit yani “Ateistler X’tir” üzerine olanı hatırlayın. Orada dediğim gibi, “ateistler metafziğe karşıdır” miti de sadece ateistlerde değil herkeste olan bir yanlış bilinendir, dolayısıyla ateistlere özgü gibi lanse edilmesi hatadır – Öncülün teistik yanılgısını hatırlayın.
8. “Kutsal kitapların insan yazımı olması ateist olmak için yeterli bir sebeptir.”
Kutsal kitapların insan yazımı olması, ateist olmak için yeterli bir nedendir. Aksini iddia etmek irrasyonel diktadır. Öncül’ün gerekçesine şöyle özetleyebiliriz: “Ateizm özünde dinlerle ilgili değil, Tanrı inancıyla ilgili fikir belirten bir görüştür. Dinlerin yanlış olması Tanrı inancının tüm versiyonlarını değil, sadece küçük bir bölümünü çürüteceği için ateizmin tesis edilmesi için kutsal kitapları okumak yeterli olmaz. ”
Buradaki ihtilaf, Anthony Flew gibilerin ateizm karinesi adlı hususu üzerine döner. Herhangi bir iddianın çürütülmesi gerekmez kabul etmemeğimiz için, ispatlanması gerekir kabul etmeğimiz için. Dolayısıyla, tanrı tasavvurlarının tüm versiyonları çürütülmesi değil, her farklı tasavvurun benimseyicileri tarafından kanıtlanması gerekir.
Ben bir müslüman idim ve ben niye tanrı inancının tüm versiyonlarını çürütmeğim gereksin ki? Hristiyan versiyonu var tanrının, ama ben ona zaten inanmıyordum ki onu çürütmeğim gereksin. Hassas ayarlar argümanı doğru olabilir, tanrıyı kanıtlıyor olabilir – fakat ben hassas ayarlar argümanını zaten hiç bilmiyordum benimsemiyordum ki ben o gerekçeyle meşgul olmağım gereksin. Benim tanrıya inanmağımdaki yegane sebep, Kuran ve İslam dini idi. İslam dini çürüyünce beni tanrıya bağlayan herhangi bir şey kalmadı, beni tanrıya inandıran bir şey kalmadı – haliyle ben doğrudan ateist olmuş oluyorum.
9. Bebekler de ateisttir.
Bebeklere ateist denilmesine hata yoktur, buna karşı çıkanlar oldukça hatalı (ve taraflı) gerekçelendirme sunar.
“Bebeklere ateist diyemeyiz çünkü ateist sayılmak için düşünen, farkında olup reddeden birey olmak gerekir. Yoksa taşlar da masalar da ateisttir demeğimiz gerekirdi. Konunun farkında olmayanlara “inanmıyor” diyemeyiz, inanmıyor demek için farkında olmalı. Mesela, “köpekler göreliliğe inanmıyor” dersek tuhaf olur.”
Gerçekte kimse böyle akıl yürütme yapmaz ve benimsemez bu akıl yürütmeyi– sadece kendisi farkında değil. “Bebekler sivildir” deriz örneğin. “Bebekler masumdur” deriz. Şu an Ukrayna’da savaş devam etmekte ve Siviller tahliye edilirken bebekler de tahliye edilmekte. Aynı akıl yürütmeyi burada uygulayalım ve gerçekten böyle düşünen insan var mı yok mu görelim: “Sivil sayılabilmek için militanlığın farkında olmak ve değerlendirip reddetmiş olmak gerekir. Aksi takdirde taşları masaları da sivil saymamız gerekirdi ve dolayısıyla tahliye edilen şehirlerden masaları taşları da tahliye etmemiz gerekirdi” Eğer birisi bebekler hakkında Öncül’ün dediği gibi düşünüyor olsaydı, bebeklerin sivil sayılmasına da (ve masum sayılmasına da) karşı çıkardı. Bebeklerin sivil sayılmasına karşı çıkmayan insan, bebeklerin ateist sayılmasına da karşı çıkamaz. “Bebekler masumdur denilemez, masum sayılmak için suçun bilincinde olup suç işlemeyi reddetmiş olması gerekir aksi takdir de taşlar da masalar da masumdur” diyene rastladınız mı hiç? Bu tür tutarsız akıl yürütmeyi sadece teistler yapınca mahzur görüyoruz ve ateizm söz konusu olunca yapılınca mahzur görüyoruz, niyedir.
İkinci açıdan: Eğer ateizm “bilinçli reddi gerektirir” diy4eceksek teizm de “bilinçli kabulü” gerektirir demek gerekirdi. Eğer şu anki durum böyle olsaydı yani Öncül’ün yazıdaki akıl yürütmeye sahip olsaydı insanlar, o halde birbirlerine “ne zaman kaç yaşında teist oldun?” diye soruyor olurlardı. Oysa teizmi status quo olarak görüyorlar, kimse teizmi “bilinçli kabul etmek” olarak görmüyor ve o yüzden “ne zaman teist oldun” gibi soru yok çünkü teizm bilinçle kabul edilmemekte, bebeklikten gelen beyin tecavüzü ile insanlara aşılanmakta (nano-mikroskobik istisnalar hariç). Din epistemolojisinde “Hitçens Ustırası” olarak da bilinen bu “delilsiz öne sürülen şey delilsiz reddedilebilir” ilkesinden Öncül dergisi ve benzerlerinin habersiz olmasına şaşmıyoruz, zira Hitçens bir Yeni Ateisttir ve Öncüldekiler Yeni Ateistlerden habersizdir, “Yeni Ateistler felsefe bilmiyor” algısıyla yönlendirilmekteler – haliyle Hitçens Ustırasından habersiz olmalarına şaşmamak gerekir.
Denilebilir, “sivil sayılmak için farkında olup reddetmiş olması gerekmez”. Ateist sayılması için de farkında olması gerekmez. “Ama o zaman taşlara da ateist demeliyiz” dedirtiliyor olabilirsiniz ama “taşları da sivil saymalıyız” diyor mu size onu dedirtenler? Demiyorsanız demek ki taşları ateist saymanıza da gerek yokmuş.
10. İsa ve Horus benzerliği
Bu hususta da Öncülün teistik yanılgısı mevcut çünkü bu iddia müslümanlar ve museviler arasında oldukça yaygındır. Örneğin, William Lane Craig’ın kendisi Güney Afrikalı Yusuf İsmail adlı islam apolojistini eleştirir bu konuda. Craig, Müslüman vaiz Yusuf İsmail hakkında şunları söyler:
“Oldukça tuhaf olan şudur ki Kevin, bu tür mitolojik inançlar İslamı da zayıflatmak için işe yarar çünkü islam da İsanın bakireden doğduğunu, gerçekten yaşadığını, büyük peygamber olduğunu, sakatları ve körleri tedavi etmek gibi büyük mucizeler gerçekleştirdiğini ve gelecekte geri döneceğini doğrular. Böylece, İsmail’in bu tür anne ve çocuk – tanrıça anne ve elindeki bebekli pagan analojileri üzerine tekrar tekrar konuşması oldukça tuhaftır. O [Yusuf İsmail], bu tür inançların Hinduizmde ve Afrika ve Orta Doğu ve Yunan-Romadaki antik dinlerde olduğundan bahsediyordu ve ben bunu tuhaf buldum. Eğer o bakireden doğmanın mitolojik idüğünü düşünüyorsa, bu durum İslamı da zayıflatırdı çünkü Kuran da aynı bakireden doğma hikayelerini ve İsanın böyle doğduğunu doğrulamakta.”
“Pagan Origins of Christianity” başlığı altında Youtube ve Googleda arama yaparsanız Beratın bahsettiği veya ona benzer birçok içerik bulursunuz Musevi ve Müslümanlardan.
SONUÇ:
Öncül dergisinin iddialarına bakıldığı zaman açıkça gördüğümüz hataları şöyle özetlemek mümkün:
- Herkeste olan bir özelliği ateistlere özgü imiş gibi lanse etmek.
- Olgusal hatalar.
- Saman adam safsataları.
- İddiaları yanlış anlamak.
- Çifte standart.
- Akıl yürütme hatalaları.
ve diğerleri. Hele “İsa mittir”, “Savaşların büyük çoğunluğu din adına çıkmıştır” ve “İsa ve Horus” konularındaki performansları kahve muhabbetlerinden bile daha düşük seviyede sayılmalıdır – bir FELSEFE DERGİSİ böyle iddiaları iyi irdelemeli ve iyi değerlendirmelidir. İyi niyet farz etmek gerekir tabii ki ama hangisi daha iyi niyettir bilmiyorum: Öncül dergisi ya bu hataları yapacak seviyededir ya da “çamur at, izi kalsın” zihniyeti ile bedavaya reklam için ateistleri eleştirmekte. Durum hangisi ise de o durum bir “analitik felsefe” dergisi ünvanı taşıyan oluşuma yakışır mı siz karar verin.

Yorum bırakın