inanmak değil, Bilmek istiyoruz!

Carl Sagan’a atfedilen (fakat muhtemelen ona ait olmayan), adeta bir slogandır “inanmak değil, Bilmek istiyorum” ifadesi.

Ve bu ifadeye karşı çıkmak, adeta bir klişe haline gelmiştir: “bilmenin kendisi de bir inanç türüdür” diye. Örneğin, Üsküdar Üniversitesinde Felsefe Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Enis Doko’nun şu twiti örnek gösterilebilir:

<blockquote class=”twitter-tweet”><p lang=”tr” dir=”ltr”>&quot;Inanmak değil bilmek istiyorum&quot; diye klişe ama yanlış bir cümle var. Bilgi bir inanç türüdür, gerekçelendirilmiş doğru inançtır. Inanmadiğin şeyi bilemezsin. Dünyanın yuvarlak olduğuna inanmıyorum ama biliyorum demek mantıksal çelişkidir. Okulda felsefe öğretmek şart…</p>&mdash; Enis Doko (@enis_doko) <a href=”https://twitter.com/enis_doko/status/1227140514551681024?ref_src=twsrc%5Etfw”>February 11, 2020</a></blockquote> https://platform.twitter.com/widgets.js

Karşıtlarına göre, üstte dediğimiz gibi, “bilmek de bir inanmak türü” imiş. Bunun izahını Enis Doko “bilgi, doğruluğu gerekçelendirilmiş inançtır. Bir şeyi biliyorum demek o şeyin doğru olduğuna ve doğruluğunun gerekçelendirildiğine inanıyorum demektir” minvalinde açıklama yapar Enis Doko şu videosunda.

Gerçekte durum bu karşıtların lanse ettiği gibi midir? Hayır, asla. Enis Doko’nun ve diğerlerinin yaptığı hata, kavramları ve/veya kelimeleri yegâne anlamlı sanmak hatasıdır diyebiliriz. “İnanmak değil, bilmek istiyorum” dediğimizde biz neyi ifade ediyoruz aslında? Onların dediği gibi bir çeşit inanmaya tekabül eden bir anlam mı taşıyor bu söylem? Aslında mesele çok basit, eğer amaç anlamak İSE:

“İnanmak” diye betimlediğimiz durumun farklı çeşitleri vardır:

  1. Herhangi bir söylemi, herhangi bir esas, gerekçe, delil, doğrulama, ölçme, değerlendirme vs olmaksızın doğru diye kabul etmek bir çeşit “inanmak”tır.
  2. Herhangi bir söylemi, o söylemi destekleyen bulgular doğrultusunda kabul etmek de bir çeşit “inanmak”tır diyelim.

İşte, “inanmak değil, Bilmek istiyorum” diyenlerin söz ettiği “inanmak değil” ibareleri, (1)”dinlerin hiç bir esasa dayanmayan dogma evren tasavvurunu asılsızca kabul etmek istemiyorum” demektir. “Bilmek istiyorum” ibareleri de, (2)”Araştırılmış, ölçülmüş, tartılmış, gözlemlenmiş, doğrulanmış, yanlışlanması mümkün, delillere bulgulara dayalı evren tasavvuru istiyorum” demektir.

Evren bilgimiz bilimdendir, fakat din de bu iddiaya soyunur: Bilim, delillerle çıkarım yaparak bir evren betimlemesi yaparken; dinler, evren hakkında birilerinin “sübjektif deneyim” iddiası dışında hiç bir dayanağı olmadan iddialarda bulunur:

  • (1)Musevilik, Hristiyanlık ve İslam dinleri “evren 6 günde yaratılmıştır” diye asılsızca dikte ederken, (2)Bilim, yaptığı bulgularla evrenin en 13.7 milyar yıldır var olduğunu söyler.
  • (1) Bir din yıldızların varlığını “şeytanı taşlama aracı” olmak diye öne sürerken, bilim yıldızların gaz ve toz birikimi olduğunu söyler.

İşte burada, “inanmak değil, bilmek istiyorum” söylemi sonuna kadar geçerlidir: ya asılsız bir söylemi hiç bir esas olmaksızın kabul edersiniz (bu kontekstte “inanmaya” tekabül eder o) ve evren ömrü 6 bin yıl civarıdır diye teologların esassız söylem üzerindeki hesaplamasını kabul edersiniz, ya da bulgular doğrultusunda evrenin en az 14 milyara yakın yıldır var olduğuna inanırsınız.

Yeni Ateizm inanmayı değil, bilmeyi ister.

Yaşanılası Bir Dünya İçin, Yeni Ateizm – tüm ülkelerin rasyonel insanları, birleşin!


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın