AIDS virüsü, “deli dana” salgınıtrwiki ve benzer tehlikeler hakkında apokaliptik tellallık yapmak caziptir fakat ben, imanın da çiçek hastalığıyla kıyaslanabilecek kadar büyük ama elimine edilmesi daha zor bir tehlike olduğunun savunulabileceğini düşünüyorum.
Delile dayanmayan haliyle iman, her bir dinin ilkel günahıdır. Kuzey İrlanda’ya ya da Orta Doğu’ya bakıp da iman adlı virüsün diğer tehlikeleri geride bırakmakta olan bir tehlike olmadığına kim inanabilir ki? Genç müslüman suikast bombacılarına söylenen hikayelerden birisi, şehitliğin cennete giden en kısa yol olduğudur - sadece cennet değil, aynı zamanda 72 bakire ödül alacakları bir cennet [vaat edilmekte]. Bana öyle geliyor ki, en iyi umudumuz, bir çeşit “spiritüel silah kontrol”ü temin etmektir: Bakirelere yönelme oranlarını düşürmek için özel eğitimli teolog yollamak.
İmanın tehlikeleri ve bilim adı verilen akıl ve gözlem aktivitesinin kazanımları göz önünde tutulursa, seminer verdiğim her yerde “Sizin biliminiz de bizim dinimiz gibi bir dindir. Nihayetinde, bilim de imana dayanıyor, öyle değil mi?” diyen birilerinin neredeyse her zaman bulunması bana ironik geliyor.
Bilim, bir din değildir ve imana dayanmaz. Bilim, dinin erdemlerinin bir çoğuna sahipse de, günahlarının hiç birine sahip değildir. Bilim, doğrulanabilir delile dayalıdır. Dini iman delilsiz olmakla kalmaz, delilden bağımsızlığı dini imanın gururu ve neşesidir, çatı katlardan bağıra bağıra duyurduğu [gurur ve neşesidir]. Yoksa Hristiyanlar Thomas’ın şüpheciliğine niye eleştirel yaklaşsınlar? Diğer havariler, onlara imanın yeterli olmasından dolayı bize örnek olarak gösterilirler. Şüpheci Thomas ise, delil talep etmişti. Belki de, bilim azizlerinintrwiki patronu o olmalı?
Bilimin bir din olduğuna dair aldığım gerekçelendirmelerden birisi, evrim olgusuna inanmamdır. Ben buna tutkulu bağlanma ile de inanırım. Bu durum kimilerine batıl inanç kadar iman gibi gelebilir. Ama beni evrim teorisine inandıran delil oldukça güçlü olmakla kalmıyor; aynı zamanda o deliller okumak için herkese açıktır. Gördüğüm delilleri herkes görebilir ve muhtemelen de aynı sonuca ulaşacaktır. Ama sadece imana dayalı bir inancınız varsa, ben sizin akıl yürütmenizi inceleyemiyorum. Size ulaşamayacağım bir özel iman duvarının arkasına saklanabiliyorsunuz.
Pratikte, bazı bilim insanları bazen iman günahına düşebiliyor ve bazıları favori teorilerine öylesine inanıyor ki arada sırada delilleri tahrif ediyor. Bu durumun bazen yaşanması, onların bunu gururla değil de utançla yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Bilimin metodu öyle bir tasarlanmıştır ki eninde sonunda onları açığa çıkarır.
Bilim aslında en ahlaklı, en dürüst disiplinlerden birisidir – çünkü, eğer delilleri rapor etmekteki dürüstlüğüne titiz bağlılığı olmasaydı, bilim tamamen çökerdi. (James Randi’nin işaret ettiği gibi, bilim insanlarının paranormal hokkabazlar tarafından sıkça kandırılmasının ve o hokkabazları çürütme işleminin profesyonel sihirbazlar tarafından daha iyi yapılmasının sebebi de budur: Bilim insanları, kasti yalancılık beklentisinde olmazlar). Delilleri tahrif etmek veya en azından karartmak için insanların ödeme aldığı ve bunu yaptıkları için nam kazandıkları meslekler de vardır (avukatları özellikle vurgulamaya gerek yok).
O halde, bilim, dinin iman adlı günahından muaftır. Daha önce beyan ettiğim gibi, bilim, dinin bazı erdemlerine sahiptir. Din, takipçilerine bazı yararlar temin etmeye yeltenir – açıklama, teselli etme ve yükseltme rolleri bunlardan bazılarıdır. Bu alanlarda bilimin de sunabileceği şeyler vardır.
İnsanların açıklamalara yönelik büyük açlığı vardır. İnsanlığın neredeyse evrensel yaygınlıkta dine sahip olmasının sebeplerinden birisi de bu olabilir, dinler, açıklama temin etme rolüne soyunurlar çünkü. Gizemli bir evrende bireysel bilincimize ulaşmaktayız ve onu anlamakta sabırsızlanıyoruz. Çoğu dinler kozmoloji ve biyoloji, hayat teorisi, kökenlerin teorisi ve var oluş sebebi sunar. Bunu yaparken de, dinin bir anlamda bilim olduğunu öne sürerler; sadece kötü bir bilim.
Dinin ve bilimin farklı boyutlarda ve farklı sorularla ilgilenen disiplinler olduğu argümanına aldanmayın. Dinler, bilime ait olan soruları tarih boyunca her zaman cevaplamaya kalkışmıştır. Böylelikle, dinlerin, geleneksel olarak savaşmaya kalkıştıkları sahadan çekilmesine müsade edilmemelidir. Dinler, kozmoloji ve biyoloji temin ederler ama her ikisinde de yanılırlar.
Teselli etmek, bilim için zordur. Dinin aksine, bilim, sevdiklerinizle öteki tarafta kavuşma şansı sunamaz. Bilimsel bakış açısında, bu dünyada hata yapanların sıradaki hayatında hak ettiği cezayı alması gibi tatlılık yoktur. Bir sonraki hayatın bir yanılgı (illüzyon) olduğu öne sürülebilirse (benim inandığım gibi), sunduğu teselli boştur. Ama böyle olması zorunlu değildir; yanlış inanç da doğru inanç kadar teselli edici olabilir, inançlının bunun yanlışlığını asla farketmemesi koşuluyla. Ama eğer teselli etmek o kadar ucuzsa, bilim; ağrı kesiciler, ilaçlar gibi diğer ucuz palyatifleritdk ile bu durumu telafi edebilir, bunların teselli ediciliği illüzyon olabilir veya olmayabilir ama bunlar işlevlidir.
Bilimin veya evrim teorisi gibi bilimin bir parçasının dinler gibi bir din olduğu söylenildiği zaman, ben bunu öfke ile reddederim. Ama şimdi bunun yanlış taktik olduğu üzerine düşünmeye başladım. Belki de şimdi taktiği değiştirmeliyiz, bu suçlamayı minnettarlıkla kabul etmeliyiz ve dini eğitim sınıflarında bilime eşit zaman verilmesini talep etmeye başlamalıyız. Bunun üzerine düşündükçe, bunun öne sürülerek savunulabileceğini daha çok fark ediyorum. Dini eğitim hakkında ve bilimin orada oynayabileceği rol hakkında biraz konuşmak istiyorum.
Çocukların büyütülmesi hakkında oldukça endişeliyim. ABD’de bu işlerin nasıl olduğu hakkında tamamen bilgili değilim ve bu söyleyeceklerim, tüm çocuklara din eğitiminin devlet tarafından zorunlu ve yasayla icra edildiği Birleşik Krallık’la daha çok ilgili olabilir. Bu durum ABD’de anayasaya aykırıdır ama sanırım çocuklar yine de anne-babalarının uygun gördüğü din eğitimini almaktalar.
Bu durum da beni çocukların mental istismarı hususuna getirmekte. Londra’nın önde gelen gazetelerinden biri olan The Independenttrwiki gazetesinin 1995 yılındaki bir baskısında, pek tatlı ve dokunaklı bir sahnenin fotoğrafı vardı. Noel zamanlarıydı ve üç çocuk, Nativity tiyatrosu (çevirmen notu: İsanın doğumunun sahnelendiği ve Noellerde oynanan tiyatro) için 3 bilge adam kıyafetinde giyindirilmişti. Resmin yanındaki yazı, bu 3 çocuğu müslüman, hindu ve hristiyan çocuk diye betimlemişti. Hikayenin tatlı ve dokunaklı yanı ise, bu 3 çocuğun Nativity oyununda oynuyor olmasıydı.
Tatlı ve dokunaklı olmayan tarafı ise, bu çocukların üçü de dört yaşındaydı. 4 yaşındaki bir çocuğu müslüman veya hristiyan veya hindu veya musevi diye tasvir etmeniz nasıl mümkün? 4 yaşındaki bir çocuktan Ekonomik Parasalcıtrwiki diye bahseder miydiniz? 4 yaşındaki bir çocuktan Neo-Yalnızcılıkçıtrwiki veya Liberal Cumhuriyetçi diye bahseder miydiniz? Çocukların büyüyünce kendilerinin muhtemelen üzerine düşüneceği ve benimseyeceği fikirler vardır kozmos ve dünya hakkında. Din, çocukların ne olacağı, nasıl büyütüleceği, kozmos, hayat ve varoluş hakkında hangi fikirlere sahip olabileceği konusunda anne babaların mutlak hakimiyetinin olduğu alan olduğu sorgusuzca ve garipliği fark bile edilmeden kültürümüzde kabul edilmiş bir alandır. Çocukların zihnen istismar edilmesi demekle ne kastettiğimi anlıyor musunuz?
Din eğitiminin ulaşması beklenebilecek türlü şeylere şimdi bakınca, bunun amaçlarından birisinin, çocukları varoluşun derin soruları üzerine düşünmek konusunda cesaretlendirmek, hayatın sıkıcı meşgalelerinin ötesine ve sub specie aeternitatisenwiki (çevirmen notu: hayatı mevcut zaman ve mekan üzerinden değil, evrensel ve ebedi doğruluk açısından düşünmek) yoluyla düşünmeye davet etmek olabilir.
Bilim, çelişkili imanların ve dünya dinlerinin hayal kırıklığı geleneklerinin sunduğundan çok daha ötede bir alçakgönüllülükteki şairane teşvik edicilikte bir vizyon sunar hayat ve evren üzerine.
Örneğin, din eğitimindeki çocuklara evrenin yaşı hakkında bir ipucu verebilirsek, onlar bilimden ilham almamayı nasıl başarabilirler? Diyelim ki İsa’nın ölümü haberi, dünyadan dışarıya doğru evrende mümkün olan en yüksek hızla yayılmaya başladı. Bu haber şu ana kadar ne kadar uzağa ulaşmıştır? Özel görelilik teorisine göre cevap, bu haber, bir galaksinin 50’de 1’ine hiçbir koşulda ulaşmış olamazdı, evrenimizdeki 100 milyon galaksinin en yakınının 1000’de 1’ine bile ulaşmış olamazdı. Evren, İsa’ya, İsa’nın doğumuna, İsa’nın tutkusuna ve İsa’nın ölümüne kayıtsızdan başka bir halde olması mümkün değil. Dünyada yaşamın başlaması gibi harikulade bir haber bile sadece küçük yerel galaksi kümemize kadar ulaştı. O olay dünya zaman-skalamızda o kadar eskiydi ki, o olayın, tüm insanlık tarihinin, tüm insan kültürünün yaşını avucunuzu açarak skalalandırırsanız, tek bir kımıldamayla onlar parmağınızdan toz olup düşerdi.
Din tarihinin önemli bir parçası olan tasarım argümanı, benim din eğitimi sınıflarımda görmezden gelinmezdi, bunu dile getirmeye gerek yok. Çocuklar, canlılar aleminin büyüleyici harikalarına bakarlardı ve Darwinizm’i yaratılışçılık alternatifleri yanında değerlendirirdi ve kendi seçimlerini yapardı. Delil eşliğinde sunulsaydı, çocuklar kendi seçimini yapmakta zorlanmazlardı diye düşünüyorum. Beni endişelendiren eşit zaman verilmesi değil ama Birleşik Krallık’taki ve ABD’deki çocuklara, gördüğüm kadarıyla, evrim öğretilmesi için hiç zaman ayrılmaması ve aynı zamanda yaratılışın (ister okulda ister kilisede veya evde) öğretiliyor olması.
Birden fazla yaratılış teorisi öğretilmesi de ilginç olurdu. Bu kültürde dominant olan yaratılış modeli, Babil yaratılış mitinden kopyalanmış musevi yaratılış mitidir. Tabii ki bir sürü çeşidi var yaratılışın ve belki de onların hepsine eşit zaman ayrılmalı müfredatta (böyle yapmak tabii ki diğer derslere zaman bırakmazdı). Dünyanın kozmik bir tereyağı yayığından yaratıldığına inanan hindular var ve dünyanın Tanrı tarafından karınca atığı ile yaratıldığına inanan Nijeryalılar var. Eminim ki bu [yaratılış] hikayeleri de Adem ve Havva’lı musevi-hristiyan yaratılış miti kadar eşit zaman hak ediyor.
[Tevratın] Yaratılış [kitabı] hakkında çok konuştuk, şimdi peygamberler hakkında konuşalım. Halley Kuyruklu Yıldızı’nıntrwiki 2062 yılında geleceği kesindir. İncilsel (çevirmen notu: buradaki asıl kelime “biblical”dır. Eski + Yeni Ahiti içeren kitap. Türkçede bu da İncil diye çevrilir) ve Delfik kehanetlertrwiki o tür dakikliğe soyunmazlar; astrologlar ve Nostradamcılar da o tür olgusal teşhislere cesaret etmezler, şarlatanlıklarını muğlaklık dumanıyla örterler. O kuyruklu yıldızlar geçmişte dünyadan göründüğünde, felaket alametleri olarak görüldüler genelde. Astroloji, Hinduizm de dahil olmak üzere çeşitli dinlerde önemli rol oynamıştır. Bahsettiğim o 3 bilge adamın İsa’nın beşiğine giden yolu yıldızlar üzerinden rehberlikle bulduğu kayıt edilmişti. Çocuklara, o tür yıldızsal etkilerin insan işlerine ne tür fiziksel yol üzerinden ulaştığını sorabilirdik.
Bu arada, 1995 Noel’i civarında, BBC radyoda, o 3 bilge adamın güzergahının haritasını çıkarmak (çevirmen notu: Buradaki asıl kelime İngilizcedeki “retrace” kelimesidir, Türkçe’de tam anlam karşılığı olmadığı için haritasını çıkarmak diye tercüme ettik) için bir astronom, bir papaz ve bir gazetecinin görevlendirildiği bir program vardı. Papazın ve gazetecinin bu göreve katılımına anlayış gösterebilirsiniz (onlar dindar yazarlardı) ama o astronom, görünürde saygın bir astronomi yazarıydı ve o astronom kadın yine de bu göreve katıldı! Tüm yolculuk boyunca o kadın, Satürn ve Jüpiter’in Uranüs’e karşı yükselişte olması veya her ne ise o alametlerden bahsetti. O kadın astrolojiye inanmıyor fakat bizim kültürümüzün sorunlarından birisi buna toleranslı olmaktır, astrolojiden belli belirsiz eğlenir görünmektir – o kadar ki, astrolojiye inanmayan bilim insanları bile astrolojinin zararsız bir aktivite olduğunu düşünür bir nevi. Aslında ben astrolojiyi oldukça ciddiye alırım: Astrolojinin oldukça kronik-zararlı olduğunu düşünürüm çünkü astroloji rasyonelliği baltalar ve ben astrolojiye karşı kampanyalar görmek isterim.
Din eğitimi sınıflarında etiğe sıra gelince, bilimin bu konuda söyleyebileceği pek bir şey olduğunu düşünmüyorum ve dini rasyonel ahlak felsefesi ile değiştirirdim. Çocuklar, doğru ve yanlışın mutlak standartı var olduğunu düşünüyor mu? Var ise, onlar nereden gelmekte? “Kendinize davranılmasını istediğiniz gibi davranın” gibi veya “En çok insana en büyük iyilik” gibi, Doğru ve yanlışın işlevsel ilkelerini oluşturabilir misiniz? Kişisel ahlak anlayışınızın ne olduğuna bakmaksızın, bir evrimci olarak ahlakın nereden geldiğini sormak, saygıya-değer bir sorudur; insan beyni, etik ve ahlaka, doğru ve yanlış hissine olan yönelimini nasıl bir süreç ile elde etti? Buna karşı kampanyalar görmek isterdim.
İnsan hayatına diğer tüm hayatlardan daha çok değer vermeli miyiz? Homo sapiens türü etrafında berk bir duvar inşa etmeli miyiz veya bizim insanımsı sempatilerimize hak sahibi başka türler de var mı demeliyiz? Tamamen insan hayatına odaklı olan hayat-hakkı lobisinden mi yana olmalıyız ve hayat üzerindeki bilişselliği bir solucanınki kadar, hisleri şempanzeninki kadar olan fetusa bir insan hayatı kadar değer atfetmeli miyiz? Homo sapiensler etrafında ördüğümüz bu duvarın temeli ne – bir fetal doku etrafında bile örülmüş bu duvarın temeli ne? (Üzerine düşünürseniz, pek de doğru (İng: sound) bir evrimsel idea değil). Şempanzelerle olan ortak atalarımızdan ayrılırkenki sürecimizde bu duvar ne zaman bir anda ortaya çıktı?
Ahlaktan sonra en sonuncu konulara, eskatolojiyetrwiki gelirsek, termodinamiğin ikinci yasasından ötürü biliriz ki, tüm karmaşıklıklar, tüm hayat, neşelerin ve üzüntülerin hepsi de nihayetinde soğuk bir hiçliğe dönüşmeye mahkumdur. Onlar – ve biz – evrenin tekdüzeliğe olan slaytında geçici ve yerel bir direnişten daha fazlası olamayız asla.
Evrenin genişlemekte olduğunu ve muhtemelen de sonsuza kadar genişleyeceğini biliyoruz, yine de tekrar daralması da mümkündür. Evrenimize her ne olursa da, güneşin dünyamızı 60 milyon asır sonra yutacağını biliyoruz.
Zamanın kendisi belirli bir anda var olmaya başladı ve belirli bir anda zaman sona erebilir – ermeye de bilir. Zaman, çökme minyatürleri olan karadeliklerde yerel olarak sona erer. Evrenin yasaları evrenin her yerinde doğru görünmekte. Niye böyle? Yasalar bu çökmelerde değişebilir mi? Gerçekten spekülatif olursak, yeni fizik yasaları ve fizik sabiteleri ile zaman yeniden başlayabilirdi. Birisinden bakıldığında diğerleri yokmuş gibi görünen çok sayıda evrenin var olabileceği bile öne sürüldü. Burada da evrenler arası bir Darwinizm var olabilir.
Böylece, din eğitiminde bilim kendisinin kronolojisini güzelce anlatabilirdi. Ama yeterli olmazdı. İngiliz edebiyatındaki bazı imaları anlamak için King James İncil’ine bir düzey aşinalığın gerektiğine inanıyorum. Common Prayer kitabı ile birlikte, Kutsal Kitap, Oxford Dictionary of Quotations‘da 58 sayfa kaplamakta. Sadece Shakespeare daha çok sayfayı kaplamakta. Çocuklar, İngiliz edebiyatını okumak ve “through a glass darkly,” “all flesh is as grass,” “the race is not to the swift,” “crying in the wilderness,” “reaping the whirlwin,” “amid the alien corn,” “Eyeless in Gaza,” “Job’s comforters” ve “the widow’s mite” gibi ifadelerin anlamını anlamak istiyorlarsa, hiç bir din eğitimlerinin olmamasını bir talihsizlik olduğunu gerçekten düşünüyorum.
Şimdi ise bilimin sadece bir iman olduğu suçlamasına dönmek istiyorum. Bu suçlamanın daha ekstremi – ve bir bilim insanı ve rasyonalist olarak daha sık karşılaştığım versiyonu – bilim insanlarında da tıpkı dindar insanlardaki kadar bağnazlık ve yobazlık bulunduğu suçlamasıdır. Bazen bu suçlamalarda küçük parça bir adillik bulunabilir; ama bağnaz yobazlar olarak, biz bilim insanları bu oyunda sadece amatörüz. Bizle hemfikir olmayanlarla ihtilaf etmekle yetiniriz. Onları katletmeyiz.
Ama ben sözel yobazlığın daha küçük suçlamasını da reddetmek istiyorum. Bir şey üzerinde düşündüğümüz ve delili incelediğimiz için özgüvenli hissetmek, hatta tutkulu olmak ile bir şeye bize içimizde veya tarihte bir kişiye içsel vahiy edildiği için ve gelenek ile şişirildiği için bağlı olmak arasında çok çok önemli fark vardır. Bir şeyi delil ve mantığa yaslanarak savunan inanç ile; gelenek, otorite ya da vahiy dışında hiçbir şeyle desteklenmeyen inanç arasında dünyalar kadar fark vardır.

Yorum bırakın