İstanbulun istilasında Osmanlıların işlediği katliamlar ve vahşetler

Dinlerin savaş, terörizm ve meşruiyet kaynağı idüğüne dair akademik saptamaları derlediğimiz yazıda ve genel olarak her zaman dediğimiz gibi, dinler, katliamın ve soykırımın da meşruiyet kaynağıdır.

Batı’nın geçmişteki vahşetini kınamakta bu kadar usta olan müslümanlar ve solcular, nedense “fetih” kavramına kanarak müslüman emperyalizmini ve vahşetini göz ardı etmekte. Öyle ki, müslümanların emperyalizmine fetih adı verilerek bir çeşit emperyalizmi kutsal algılattılar insanlara ve bu sayede gerçek tarihteki bir sürü katliam, işgal ve vahşet atlanıldı, öğrenilmedi, haykırılmadı – bunun tek sebebi de o katliamların, işgallerin ve vahşetin islam dini adına işlenildiğinin öne sürülmesiydi. Bunun en güzel örneği zannediyoruz ki “İstanbul fethi” denilen kutlamalardır.

İstanbulun Türkler tarafından istilası ve işgali (ve devamındaki vahşetler) Anadolulu müslümanların kültüründe islami kavram olan fetih ile öyle normal, sıradan bir olay olarak karşılanıyor demek bile az kalıyor: sıradan olayları bayram olarak kutlamayız, “Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın” diye şiir yazmayız sıradan olaylar için. Bu istila ve işgal (ve devamındaki anlatılmayan vahşet), müslümanlar tarafından hadis ile de desteklenir.

İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, fetheden ordu ne güzel ordudur” (İbn Hanbel, IV, 335) 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı Çubuk Müftülüğü’nün İstanbul Fethi kutlamalarından alındı: https://ankara.diyanet.gov.tr/cubuk/sayfalar/contentdetail.aspx?MenuCategory=Kurumsal&ContentId=517#:~:text=Peygamber’in%20%E2%80%9C%C4%B0stanbul%20mutlaka%20fethedilecektir,nail%20olabilmek%20i%C3%A7in%20hareket%20etmi%C5%9Flerdir.

Hakikat sözcüsü olan Açıksözlü (/Yeni) Ateizm harekatı olarak, “fetih” adı altında meşrulaştırılmakla kalmayıp kutsallaştırılmış ve bayramlaştırılmış bu olayın kanlı yüzünü bu vahşet devam ederken kayda alınmış Osmanlı ve Bizanslı tarihçilerin birincil kaynaklarından anlatacağız.

İslamda Fetih Düşüncesi

Fetih ne demek? Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin Fetih tanımı:

fetih (feth, çoğulu fütûh, bunun da çoğulu fütûhât), terim olarak İslâm’da meşrû görülen savaşlar hakkında cihad kelimesine benzer şekilde, müslümanların gayri müslimlerden gerçekleştirdikleri toprak kazançlarını tarihte ve günümüzde bilinen diğer istilâ ve sömürü savaşlarından ayırmak amacıyla kullanılmıştır; kaynağı da müslümanların geçmiş ve gelecekteki maddî-mânevî zaferlerinden bahseden Feth sûresidir.

https://islamansiklopedisi.org.tr/fetih

Görüldüğü gibi, bir istila ve işgal (ve devamındaki sömürü, gasp, hırsızlık, talan, soygun vs) müslümanlar tarafından yapıldıysa bunun adı fetihtir – aynı eylemleri gayrimüslimler ederse bu bir istila ve sömürüdür. Bunun da kaynağı Feth suresiymiş.

Şimdi ise canlı tanıklardan Sultan II. Mehmet’in İstanbulda işlediği katlimları ve soygunu okuyalım, ve bu talan ve vahşetin din kullanılarak kutsal bir bayram haline getirildiğini görelim.

Çağdaş kaynaklarında Osmanlıların Konstantinopolis vahşeti

Anlatıya, İstanbul’un düşüşünden sonraki vahşeti en detaylı anlatan isim olan Kritovulos ile başlamayı uygun buldum. Zira, dönemin diğer yazarları, o kadar detaya girmemiş lâkin yine de ister Osmanlı tarafındaki yazarlar ister Bizans tarafındaki yazarlara bakın her iki taraf da Kritovulos’un detaylı anlatısı ile örtüşen özetler vermiştir ve Kritovulos’un beyanına aykırı beyanda bulunmamışlardır.

Mikhael Kritovulos (1410-1470)

Yunan asıllı, Bizans ve devamında Osmanlı devlet adamı ve tarihçi Mikhael Kritovulos, İstanbul kuşatması sırasında günümüz Gökçeadasında yaşamış ve İstanbul’un düşüşü sonrasında istilacı II.Mehmet’in himayesine girmiştir. Bununla da kalmayıp, Gökçeada, Limnos ve Taşoz adalarının Türkler tarafından cebirsiz gasp edilmesinde rol oynamıştır. Sultan II. Mehmet’in biografisini bizzat II. Mehmet himayesinde yazmıştır. Kritovulos’un II. Mehmet biografisinde Türklerin Konstantinopolis’i nasıl yağmalayacaklarına dair II. Mehmet’in kendi ordusuna şöyle vaatte bulunduğu anlatılır:

… sizin köleniz olacak çok sayıda soylu ve seçkin insan var ve geri kalanları satışa çıkarılacak; şöyle de, çok sayıda çok güzel, genç ve iyi görünümlü ve bakire kadınlar… bazıları sizin karınız olacak, diğerleri hizmetçilerin karısı olacak ve geri kalanlarını satabileceksiniz. Böylece, çok yolda, keyif içinde hizmet ve zenginlik elde edebileceksiniz.

Dahası, görülmeye ve haz duyulmaya yaratılmış kiliselerin ve toplumsal binaların ve görkemli evlerin ve bahçelerin ve o tür çoğu şeyin zevkini tadacaksınız. Tüm bunları saymakla zaman kaybetmeyeyim. Büyük ve kalabalık şehir, insan tarafından mekan tutulmuş tüm kürenin başı olarak iyi yaşamın, şansın ve şöhretin zirvesini ele geçirmiş antik Roma başkentini – sınırsız zenginliği, adamı, kadını, çocuğu, süslemeleri ve düzenlemeleri – yağmalamanız ve ganimet almanız için size armağan ediyorum.

Kiliselerin ve kutsal dini mekanların başına gelenler hakkında Kritovulos’un anlatılarından şunları aktarmayı kaydadeğer buluyoruz:

Ve onurlu ve hayatını lekesiz bir şekilde Tanrıya adamış papazlar ve bakire rahibeler vardı sürgün edilen. Bunlardan bazıları hücrelerinden zorla çıkartıldı ve sürüldü, diğerleri sığındıkları kiliselerden aşağılanma ve onursuzluk edilmekle sürüldü, yanaklarında kesik çizikler vardı, ağlamalar, ağıtlar ve acılı gözyaşlarıylaydılar. Hassas çocuklar annelerinden acımasızca kopartıldı, genç gelinler yeni-evlendikleri kocalarından acımasızca kopartıldı. Ve başka on bin korkunç işler gerçekleştirildi.

Kiliselerin aşağılanması, yağmalanması ve talan edilmesi – bir insan bu olanları nasıl tasvir edebilir ki? Bazı şeyleri onursuzlukla yere attılar – ikonlar, kutsal emanetler ve kiliselerdeki diğer eşyalar. Kalabalıktan bazıları bu eşyaları kaptı, diğer bazıları ateşe verildi diğerleri parçalanarak yollarda dağıtıldı. Kutsanmışların dinlenme mekanları açıldı, onların kalıntıları dışarıya çıkarıldı ve parçalara yırtıldı utançsızca ve diğerleri sokaklara fırlatılırken hepsi de rüzgarın eğlencesi haline getirildi.

Kutsal ve ilahi kitaplar ve özellikle edebiyat ve felsefe kitapları ya yakıldı ya da onursuzca ayaklar altında ezildi.

Bu yağmalardan sonra Sultan II. Mehmet’in şehre girdiğini ve şehri inceleyince “Nasıl bir şehri yağmaya ve yıkıma bırakmışız” diye gözyaşı döktüğünü aktarır Kritovulos.

Kritovulos, İstanbul’un yağmalanmasını Kartaca’nın, Romanın, Kudüsün ve Truvanın yağmalanmasına kıyaslar ve o şehirlerin hiç birinin İstanbul’un Türkler maruz kaldığı yıkım ile kıyas edilemeyeceğini söyler.

Şehrin yağmalanması ve şehirdeki katliam ve vahşet hakkında birkaç sayfa yazı yazan Kritovulos’un kayıtlarında katliamlar hakkında şunlar da aktarılmaya değer:

Katliamlarını bitirdiklerinde, tüm Şehir köleliğe indirgenmişti, askerlerin bazıları çeteler ve taburlar halinde zenginlerin köşklerine yöneldi, yağmalamak ve talan etmek için. Başkaları kiliseleri talan etmeye gitti ve başkaları sıradan insanların evlerine hırsızlık, soygun, talan etmek, katletmek, aşağılamak ve erkekleri, kadınları ve çocukları, yaşlı ve genç papazları ve rahipleri, kısaca tüm yaştan ve tüm sınıflardan insanları köleleştirmeye başladı.

Kritovulos’un kayıtlarında, Osmanlı ordusunun hiç merhamet göstermeden vahşice katliam ve talan işledikleri aktarılır.

Georges Sphrantzes

İstanbul’un Mehmet II tarafından kuşatmasında bizzat şehirde bulunan, esir düşen bir diğer Bizanslı tarihçi ve devlet adamı da Sphrantzes’tir. Sphrantzes’in yazısına baktığımızda, şehrin düşüşü ve devamındaki yağma ve vahşet hakkında detaylı bilgiye girmese de Kritovulos’un beyanını doğrulayan bir hat görmek mümkün. Spgrantzes’n aktardıklarında gördüğümüz kadarıyla, kendisi köle alarak alınmış ve kölelikten çok çekmiştir, 3 ay sonra da para karşılığı serbest bırakılmış. Sphrantzes, Türklerin çoğu soylu kadını köle olarak aldıklarını ve onları para karşılığı satarak zenginlik elde ettiğini aktarır. Sphrantzes, karısının ve çocuklarının yaşlı bir Türk’ün eline geçtiğini, ailesine kötü davranılmadığını ve daha sonra çocuklarının sultan tarafından satın alındığını aktarır. Daha sonra, 1453 yılının son baharında 13 yaş 8 aylık oğlu John’un “en imansız ve en acımasız sultan” tarafından katledildiğini aktarır. Sultan’ın bu katle gerekçe olarak da 13 yaş 8 aylık çocuğun sultana suikast hazırlamış olduğunu söylediğini aktarır.

Bizanslı Dukas

İstanbul’un Osmanlılar tarafından istilaya ve işgale maruz kaldığı süreçteki bir diğer Bizanslı tarihçi de Dukas’tır. Dukas’ın kitabında büyük çaplı bir soygundan bahsedilmezken, Türklerin 2000 Bizans askerini bir yanlış anlama sonucu öldürdükleri aktarılır ve Türkler hakkında “parayı çok severler. Para için babasının katilini serbest bırakırlar” denilmekte. Bu kısım, Adem Günaydın’ın çalışmasından alınma, yani birincil kaynaktan değil, ikincil kaynaktan.

Dukas, Sultan II. Mehmet Bizanslı Megadük Lukas Notaras’tan oğlunu “zevk için vermesini” istediğini aktarır, Notaras da II. Mehmete “oğlumu zevk için sana vermektense ölmeyi tercih ederim” diye cevap vermiş ve bunun üzerine II. Mehmet, Notaras’ı öldürtmüştür.

Sakızlı Leonardo

İstanbul’un Osmanlılara düşüşüne canlı tanıklık etmiş bir diğer yazar da Piskopos Leonardo’dur. Piskopos Leonardo, Sakızlı Leonardo diye de bilinir Türkçede. Piskopos Leonardo’nun da raporunda Kritovulas’ın anlatısını destekleyen içerikler görmek mümkün. Sakızlı Leonardo’nun raporunda:

  • şehrin yağmalandığı 60.000 Hristiyanın esir alındığı,
  • Kilise tepesindeki haçların indirildiği ve ayaklar altına alındığı, kırıldığı,
  • Kadınların tecavüze uğradığı, bakire kızların bakireliğinin bozulduğu ve gençlerin rezilce gösterilere zorlandığı,
  • Rahibelerin cinsel azgınlık için rezilce kullanıldığı,
  • Sultan’ın insan kanını üzüm suyu (şarap?) ile karıştırmak istediği,
  • Sultan’ın Lukas Notarası sorguya çekmesi sonrası günümüzde Haliç diye bilinen ilçenin, o zamanlar Yunanlıların Pera dediği şehrin tüm sakinlerinin kılıçtan geçirilmesine karar verdiği,
  • Lukas Notaras’ın 2 oğlunun savaşarak öldüğü, 3’üncü oğlunun da Sultan emriyle Notaras’ın gözleri önünde öldürüldüğü ve devamında Notaras’ın da öldürüldüğü
  • Haliçtekilelerin kaçmaya çalışırken denizlerde boğulduğu, mücevherlerin denizlere döküldüğü, annelerin ve çocukların esir alındığı

aktarılmaktadır. Burada kaydadeğer nokta, Dukas’ın raporunda aktarılan “Sultan II. Mehmet’in Notaras’tan oğlunu zevk için istedi” hikayesine rastlamıyor olmamızdır. Sakızlı Leonardo, Sultan’ın Notarası nasıl sorguya çektiği konusunda detaylar verir, oğlunu gözleri önünde öldürttüğünü aktarır ama Dukas’a atfedilen “zevk için oğlunu bana ver” hikayesine rastlamamaktayız. Belki de Dukas’ın hikayesi uydurmaydı?

Laonikos Halkokondilis

Bizanslı tarihçi Halkokondilis de İstanbulun düşüşüne ve maruz kaldığı vahşete canlı tanıklık edenlerdendir. Kuşatmayı ve savunmayı anlatan Halkokondilis, şehrin düşüşü sonrasındaki beyanında:

  • İstanbul sakinlerinin Ayasofyaya sığındıklarından (erkek, kadın ve çocuk) ama bir çoğunun direnmeden teslim olduğunu, geri kalanlarınınsa Türkler tarafından katlediğinden,
  • Şehir sokaklarında ailesini korumak için savaşmaya devam edenlerin olduğundan,
  • Şehrin öldüren ve öldürülen ve kaçan insanlardan ibaret olduğundan,
  • Yeniçerilerin Sultanın haremini soylu Yunan kadınları ve çocukları ile doldurduklarından,
  • Büyük miktarda altın ve gümüşün toplatıldığından,
  • Gemi mürettebatları dahil herkesin soyguna, talana ve yağmaya aşırı odaklanmalarından dolayı şehirden sızan Venedikli gemilerin kaçabildiğinden,
  • Sultanın şehirdeki diğer Yunanlıların katledilmesi emri verdiğinden

bahsedilir. Kaydadeğer bir diğer nokta, Notaras’ın ve oğullarınıın ölümü Halkokondolis’in raporunda da geçer ama bu raporda Halkokondolisin kendisi oğlunun önce öldürülmesini dilemiştir ve Dukas’a atfedilen “oğlunu zevk için bana ver” hikayesi burada da geçmemekte. Halkokondolis de İstanbulun düşüşünü en büyük yıkım olarak görür ve Truvanın yağmalanmasından da geçtiklerini söyler.

Nicola Barbora

İstanbul’un kuşatması ve düşmesi sırasında İstanbulda bulunmuş, şehrin savunmasında görev almış olan Venedikli doktor Nicola Barboradır. Barbora’nın günlüğünde genelde gün gün kendilerinin şehir savunmasında oynadığı roller aktarılır ve şehrin düşüşüyle rapor biter. Barbora, şehir düştükten sonra şehir içinde katliamın devam ettiğini ve geriye kalanların esir alındığını söyler.

Barbora’nın raporundan kaydadeğer bir diğer vahşet, Osmanlıların manastırlara saldırdığı ve manastırlardaki rahibelerin tecavüz ve istismar edildiği, sonra da satıldığıdır. Barbora, çoğu rahibenin Osmanlıların eline geçmemek için kendilerini kuyuya atarak öldürdüğünü, Türklerin hristiyanları tüm gün boyunca katlettiğini ve İstanbulda kanın bir yağmur suyu gibi aktığını anlatır.

Cyrill J. Smith’in “Tecavüzün ve Tecavüz kanunlarının tarihi” adlı çalışmada, İstanbulun Mehmet II tarafından alınmasından sonra 70.000 – 250.000 arası kadının tecavüze maruz kaldığı tahmin edilmekte.

Osmanlı’lı yazarlar

İstanbul’un Türk istilasını ve işgalini anlatan Osmanlılı bir yazar da Osmanlıda bürokrat olan Tursun beğ’dir. Tursun beğ’in Tarihi Ebülfeth yani Fetihlerin Babasının Tarihi adlı kitabında, Osmanlıların şehirde işlediği katliamlar anlatılmazken soygun ve talan şöyle anlatılır:

Yunan, Frank, Rus ve Gürcü oğlanlar ve kızlar esir alındı. İmparatorun saraylarından, önde gelenlerin ve zengin kafirlerin evlerinden alınan ganimetler o kadar çoktu ki … gümüş ve yakut gibi değerli metaller rastgele fiyattan satıldı. Altın ve gümüş, kalay ve bakır fiyatından satıldı. Böylece, çoğu fakir insan zengin oldu.

Osmanlı tarihçilerinden Aşıkpaşazade de İstanbul fethine canlı tanıklardan birisidir ve o da Aşıkpaşaoğlu Tarihi adlı eserinde İstanbul’un yağmalanmasından şöyle söz eder:

” Yağma, harikuladeydi ve tatmin ediciydi. Altın, gümüş, mücevher ve her tür kumaş pazarda satışa çıkarıldı. Onları satmaya başladılar. Yerlileri esir aldılar. İmparatoru öldürdüler. Gaziler, güzel kadınlara sarıldı.”

Bir diğer Türk yazar Hoca Saadettin Efendi’nin Tacüt Tevarih adlı eserinde de Aşıkpaşazade’nin anlatısına benzer anlatı yer almakta.

Sonuç yerine Öneri

Batı’yı emperyalizmle suçlamakta bu kadar hevesli müslümanlar kendilerine bir sorsun ve araştırsın: Belirli bir yerin istilasını, işgalini, sömürüsünü ve katliamını başarıyla tamamladık diye kutlayan bir Batılı devlet var mıdır? Tarihte o kadar yayılmış Moğollar, Ruslar ve İngilizler böyle bir bayram kutluyor mudur? Kutlamıyor. Bir katliamı kutlamak dini durumlara özgü:

  • müslümanların fetih kutlamaları
  • musevilerin Hamursuz bayramında Mısır halkının çektiği cefaların kutlanması (hayali/uydurma bile ise), ilk doğan masum bebeklerin toplu ölümünün kutlanması.
  • Ermenistanda hristiyanlığa geçişin kutlanması: Kral Tridates hristiyan olunca pagan dini figürlerin ve meskenlerin yok edilmesi, gasp edilmesi.

Öncelikle, Türkler olarak bize düşen şudur:

Almanlar, nazi geçmişinin vahşetini kabul eder ve benimsemez. Aksine, kınar Batı, kanlı geçmişini kabul eder, kutlamaz aksine kınar. Biz de kendimizi İstanbulda ve Balkanlarda Osmanlıların işlediği vahşetlerden arındırmalıyız. Vahşeti işleyen kendi geçmişimizse de bunu kınayabilmeliyiz.

Ateistler olarak bize düşense, dinlerin bu tür vahşeti meşrulaştırmasına ve kutsamasına sessiz kalmamalıyız.

Kaynaklar ve Daha fazlası:

Fetih adı altında din ile putsallaştırılmış, meşrulaştırılmış, aklanmış ve size bayram diye kutlatılan bu kanlı süreci anlatırken dayandığımız kaynaklara şu kitaplardan ve çalışmalardan ulaştık:


Posted

in

by

Comments

One response to “İstanbulun istilasında Osmanlıların işlediği katliamlar ve vahşetler”

  1. müslüman Toplumlar ve Ülkeler Aparteid Rejimlerdir – Yeni Ateizm Avatar

    […] İsrailde de var idüğünü düşünüyoruz ve buna da karşıyız. Bu yazıdaki amacımız, tıpkı emperyalizm söz konusu olduğunda müslümanların emperyalizmi gözardı edildiği gibi, aparteid söz konusu olunca da müslümanlar aparteizmi gözardı edilmekle kalmayıp tolere […]

    Beğen

Yorum bırakın